Lemalar - Yirmi Altıncı Lem´a

Gösterim

küçült - kapat X
YİRMİ ALTINCI LEM’A
İhtiyarlar Lem’ası
Yirmi altı rica ve ziya ve teselliyi câmidir.
Haşiye 3
İHTAR: Herbir Ricanın başında, mânevî derdimi gayet elîm ve sizi müteessir edecek derecede yazdığımın sebebi, Kur’ân-ı Hakîmden gelen ilâcın fevkalâde tesirini göstermek içindir. İhtiyarlara ait bu Lem’a, üç dört cihetle hüsn-ü ifadeyi muhafaza edememiş.
Birincisi: Sergüzeşt-i hayatıma ait olduğu için, o zamanlara hayalen gidip o hâlette yazıldığından, ifade, intizamını muhafaza edemedi.
İkincisi: Sabah namazından sonra, gayet yorgunluk hissettiğim bir zamanda, hem sürate mecburiyet tahtında yazıldığından, ifadede müşevveşiyet düşmüş.
Üçüncüsü: Yanımda dâim yazacak bulunmadığından, yanımda bulunan kâtibin de Risale-i Nura ait dört beş vazifesi olmakla tashihatına tam vakit bulamadığımızdan intizamsız kaldı.
Dördüncüsü: Telifin akabinde ikimiz de yorgun olarak, mânâyı dikkatle düşünmeyerek, gayet sathî bir tashihle iktifâ edildiğinden, tarz-ı ifadede elbette kusurlar bulunacak. Âlicenap ihtiyarlardan, ifadedeki kusurlarıma nazar-ı müsamaha ile bakmak ve rahmet-i İlâhiye boş olarak döndürmediği mübarek ihtiyarlar ellerini dergâh-ı İlâhiyeye açtıkları vakit, bizi de dualarında dahil etsinler.

"Kâf hâ yâ ayn sâd. Bu âyetler, kulu Zekeriya’ya Rabbinin rahmetini zikirdir. Hani o Rabbine gizlice niyaz ederek demişti ki: Ey Rabbim, artık benim kemiklerim yıprandı, başım ihtiyarlıkla tutuşup saçlarım aklandı. Sana ettiğim dualarımda da, ey Rabbim, ben hiç mahrum kalmadım." Meryem Sûresi: 19:1-4.

Haşiye
Müellif-i muhtereminin tashihinden geçen yazma bir nüshada, bu Lem’a hakkında, "Mütebâki kalan 14’ten tâ 26’ya kadar olan Ricalar, malûm musibet [Eskişehir Hapsi] yüzünden yazılmadı; onun mevsimi geçtiği için noksan kaldı" denilmektedir.

Lügat Sözlük

ÂKABİNDE - Sonlarında,sonrasında.

ÂLİCENÂP - Cömert, iyilik sahibi, yüksek ahlâklı.

AYN - Göz, çeşme.

BES - Yeter, yeterli.

ELÎM - Acı veren, çok acıklı, üzüntü veren.

FEVKALÂDE - Olağanüstü.

GAYET - Çok, pek çok.

HÂŞİYE - Dipnot.

HAYALEN - Hayal olarak, hayâl ederek.

HİÇ - Yok olan, yok denecek kadar az olan; değersiz kıymetsiz.

İFÂDE - Söz, anlatım.

İKTİFÂ - Yeterli bulma, yetinme.

MAHRUM - Maddî ve mânevî nîmetlerden uzak kalma.

MÂLÛM - Bilinen.

MÂNEVÎ - Mânâya âit, maddî olmayan.

MÜBÂREK - Bereketlenmiş, uğurlu, hayırlı.

MUHÂFAZA - Korumak.

MÜSÂMAHA - Hoşgörü, kusuru görmezlikten gelme.

MÜŞEVVEŞİYET - Şaşkınlık hâli, karışıklık, kargaşalık.

MUSÎBET - Belâ, felâket, hastalık, dert, sıkıntı, ezâ, başa gelen acı durumlar.

MÜTEESSİR - Tesir altında kalmış, üzülmüş veya sevinmiş, hissiyâtına dokunmuş, üzüntülü.

NİYAZ - Yalvarma, yakarma, duâ.

RİCÂ - İstek, ümit.

SATHÎ - Derinliğine dalmadan, görünüşe göre, üst kısım, satıhta.

ZİYÂ - Işık, aydınlık.