Lemalar - Yirmi Sekizinci Lem´a

Gösterim

küçült - kapat X
YİRMİ SEKİZİNCİ LEM’A

İKİNCİ NÜKTE
Yirmi İkinci Nüktenin İkincisidir.



Şu âyet-i kerimenin zâhir mânâsı çok tefsirlerin beyanına göre yüksek i’câz-ı Kur’âniyeyi göstermediğinden, çok zaman zihnime ilişiyordu. Kur’ân’ın feyzinden gelen gayet güzel ve yüksek mânâlarından üç veçhini icmâlen beyan edeceğiz.
BİRİNCİSİ: Cenâb-ı Hak, Resulüne ait olabilecek bazı halleri, Resulünü tekrim ve teşrif noktasında bazen kendine isnad eder. İşte, burada da, "Resulüm sizden vazife-i risalet ve tebliğ-i ubudiyet hizmetine mukabil, sizden bir ecir ve ücret ve mükâfat, bir it’âm istemez" mânâsında, "Ben sizi ibadet için halk etmişim, Bana rızık vermek ve it’âm etmek için değil" meâlindeki âyet, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma ait it’âm ve irzâkı murad etmek gerektir. Yoksa, gayet bedihî bir malûmu ilâm kabilinden olur, i’câz-ı Kur’ân’ın belâgatine uygun gelmez.
İKİNCİ VECİH: İnsan rızka çok müptelâ olduğu için, rızka çalışmak bahanesi, ubudiyete mâni tevehhüm edip kendine bir özür bulmamak için, âyet-i kerime diyor ki:
"Siz ubudiyet için halk olunmuşsunuz. Netice-i hilkatiniz ubudiyettir. Rızka çalışmak, emr-i İlâhî noktasında bir nevi ubudiyettir. Benim mahlûkatım ve rızıklarını deruhte ettiğim nefisleriniz ve iyâliniz ve hayvânâtınızın rızkını tedarik etmek,

"Cinleri ve insanları ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım. Ben onlardan bir rızık istemiyorum; Beni doyurmalarını da istemiyorum." Zâriyât Sûresi: 51:56-58.

Lügat Sözlük

BEDİHÎ - Ap açık, belli.

BEYÂN - Açıklama; izah; anlatma.

DERUHTE - Yapma, yerine getirme, üzerine alma.

ECİR - Ücretli, gündelikli.

GAYET - Çok, pek çok.

HAK - Herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah.

HALK - Yaratma, var etme.

İBÂDET - Kulluk vazifesi.

İCMÂLEN - Kısaca, özet olarak.

İLÂHÎ - Allah tarafından olan.

İSNAD - Dayandırma, mal etme.

MÂNİ - Engel.

MUKABİL - Karşı, karşılık olarak, bedel.

MÜKÂFAT - Ödül.

MÜPTELÂ - Alışkanlık kazanmış; tutkun, tutulmuş, düşkün, dertli, hasta, başı sıkıntılı, rahatsız, belâlı.

MURAD - İstenen, talep edilen, dilek.

NEVÎ - Çeşit ile alâkalı; cinse ait.

NÜKTE - İnce mânâlı söz; ancak dikkatle anlaşılabilen mânâ.

ÖZÜR - Bir kusurun affı için gösterilen sebep, bahane.

RİSÂLET - Peygamberlik. Vahiy yoluyla peygamberlere İlâhî bir kitabın gönderilmesi.

RIZIK - Allah`ın herkese lütûf ve ihsan ettiği nîmetler, yiyecekler.

TEDÂRİK - Ele geçirme, hazırlama, sağlama, temin etme, karşılama.

TEKRÎM - Hürmet ve saygı göstermek.

TEŞRİF - Şereflendirmek, bir yere buyurmak.

TEVEHHÜM - Zannetme, evhamlanma, yok olanı var zannetmekle ümitsizliğe ve korkuya düşme.

UBÛDİYET - Kulluk, kölelik, kul olduğunu bilip Allah`a itaat etme.

ZÂHİR - Görünen, açık, dış yüz.