Lemalar - Sekizinci Lem´a

Gösterim

küçült - kapat X
Sekizinci Lem’a

Gavs-ı âzamın Hizbü’l-Kur’ân’a dair keramet-i gaybiyesidir. Haşiye

Şu risale içindeki imzalarla gösterildiği gibi, hizmet-i Kur’âniyedeki arkadaşlarıma iştirakim var. Bir kısmı, benim imzam iledir. Bir kısmı onların tasvip ve istihracıyla ve tasdikleriyle olduğundan, bana ait hizmetten fazla hisseyi, onların hatırı için sükût ile kabul ettim. Yoksa, bu risalenin başında söylediğim gibi, bunda öyle bir hisse-i şerefe hakkım yoktur. On sene mukaddem, o kaside-i gaybiyeyi gördükçe bana mânevi bir ihtar gibi "Dikkat et!" diye kalbime geliyordu. O hatırayı iki cihetle dinlemiyordum:

Birincisi: Benim gibi, ehemmiyetli ömrü şan ve şeref perdesi altında hubb-u cah zehiriyle zehirlenip öldüğü için yeniden bu suretle nefs-i emmareye diğer bir şeref kapısı açmak istememekti.

İkinci cihet: Bu muannid zamanda, bedihî dâvâları ve zâhirî hüccetleri kabul etmeyenlere karşı, böyle işârât-ı gaybiye nev’inden hodfuruşâne bir tarzda izhar etmek hoşuma gitmemekti.

En nihayet, esaretimin sekizinci senesinde, en işkenceli ve en sıkıntılı bir zamanda, gayet kuvvetli bir teselli ve teşvike muhtaç olduğumuzdan bana ihtar edildi ki: Bunu, tahdis-i nimet ve bir şükr-ü mânevî nev’inden izhar et. Hem korkma, kanaat verecek derecede kuvvetlidir. Bu izharda en mühim maksadım, esrar-ı Kur’âniyeye ait olan risalelerin makbuliyetine Gavs-ı âzamın imza basması nev’inden olduğudur. İkinci maksadım, o kudsî Üstadımın kerametini izhar etmekle, keramat-ı evliyayı inkâr eden mülhidleri iskât edip, hizmet-i Kur’âniyeye fütur verecek çok esbaba mâruz ve çok avâika hedef olan arkadaşlarımın kuvve-i mâneviyesini takviye ve şevklerini tezyid ve füturlarını izale etmek idi.

Benim için bir nevi hodfuruşluk nev’inden olduğu için ehemmiyetli zarardır. fakat o zararımı, o kudsî Üstadım ve arkadaşlarım hatırı için kabul ettim. Şu "Keramet-i Gavsiye Risalesi" tedricen istihraç edildiği için, birkaç parça ve tetimmelere inkısam etti. Gittikçe, birbirini tenvir ve teyid ettikçe vuzuh peyda ediyor. İşaretin bazısında zaaf varsa da, sair arkadaşlarının ittifakından aldığı kuvvet o zaafı izale eder.


* * *



Haşiye: Üstadımızın şahsına sarihan işaret eden bu gibi gaybi keramet ve işaratın neşrini Üstadımız bediüzzaman said Nusri Hazretleri arzu etmiyor. fakat bizler düşündük ki; bu gibi delalet derecesinde olan gaybi işaretlerin ehl-i imanca bilinmesine bu zamanda kati luzum ve ihtiyaç var. Buna binaen neşr ediyoruz.

Naşirler

Lügat Sözlük

ARZU - İstek.

BEDİHÎ - Ap açık, belli.

BEDİÜZZAMAN - Zamanın eşsiz güzeli.

BİNÂEN - Bağlı olarak, dayanarak, -den dolayı, bu sebepten.

ÇAH - Kuyu, çukur.

CÂH - Makam; itibar.

DÂİR - Ait, ilgili.

DELÂLET - Delil olmak, yol göstermek, doğru yolu bulmakta insanlara yardım etmek.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

GAYBÎ - Gaybe âit ve onunla ilgili; hazırda olmayan, görünmeyenlere âit; âhirete âit.

GAYET - Çok, pek çok.

HÂŞİYE - Dipnot.

HODFÜRUŞÂNE - Kendini beğendirmeye çalışarak.

İHTAR - Hatırlatma, îkaz, uyarma, dikkat çekme.

İNKÂR - İnanmamak, reddetmek.

İNKISAM - Kısımlara ayrılma, bölümler.

ISKAT - Düşürmek, hükümden kaldırmak.

İSKÂT - Susturma.

İSTİHRÂC - Birşeyin içinden başka şey çıkarmak; bazı işaretleri beliren şeylerden ileriye ait olacak şeyleri çıkarmak.

İZÂLE - Ortadan kaldırma, yok etme.

İZHÂR - Ortaya koymak, açığa çıkarmak, göstermek.

KANAAT - Aç gözlü olmayıp hırs göstermemek, kısmetine râzı olmak; inanç.

KATÎ - Kesin.

KERÂMET - Allah`ın ihsanıyla velîlerin gösterdikleri adet dışı, olağanüstü haller.

KUDSÎ - Mukaddes, yüce, temiz. Kusursuz ve noksansız.

MÂNEVÎ - Mânâya âit, maddî olmayan.

MÂRUZ - Birşeyin karşısında ve tesiri altında bulunan, uğrama.

MUANNİD - İnatçı. Bir noktada inad edip duran.

MÜHİM - Önemli, ehemmiyetli.

MUHTAÇ - İhtiyaç duyan.

MUKADDEM - Zaman ve mekân cihetiyle daha evvel olan.

NESR - Arş ve semavâta memur edilmiş dört melaikeden biri. Kartal.

NEVÎ - Çeşit ile alâkalı; cinse ait.

NİHÂYET - Son.

NÎMET - İyilik, ihsân, giyecek ve yiyecek gibi şeyler.

PEYDÂ - Mevcut, açık, âşikâr, meydanda olan.

RİSÂLE - Mektup, küçük kitap.

SAÎD - Memnun, mutlu.

SÂİR - Başkası, diğeri, birşeyden geri kalan, maadâ.

SARÎHAN - Açıklıkla, berrak bir şekilde.

SUKÛT - Değerden düşme, düşüş, alçalış.

SÜKÛT - Suskunluk, sessizlik.

TAKVİYE - Destekleme, kuvvetlendirme.

TEDRÎCEN - Derece derece, yavaş yavaş, azar azar ilerleme.

TENVİR - Nurlandırma, aydınlatma.

TESELLÎ - Üzüntülü bir kimseyi söz ve öğütte ferahlandırma.

TEYİD - Kuvvetlendirmek, desteklemek, sağlamlaştırmak, pekiştirme.

TEZYİD - Arttırma, çoğaltma.

VUZUH - Açıklık, açık ve anlaşılır şekilde olmak, netlik, aydınlık.

ZAAF - Zayıflık, iktidarsızlık, kudretsizlik.

ZÂHİRÎ - Görünüşte, dıştan, maddî yüze ait.