Şualar - Üçüncü Şuâ

Gösterim

küçült - kapat X
ÜÇÜNCÜ ŞUA

Mukaddime

Bu Sekizinci Hüccet-i İmaniye, vücub-u vücuda ve vahdâniyete delâlet ettiği gibi, hem delâil-i katiye ile rububiyetin ihatasına ve kudretinin azametine delâlet eder. Hem hâkimiyetinin ihatasına ve rahmetinin şümulüne dahi delâlet ve ispat eder. Hem kâinatın bütün eczasına hikmetinin ihatasını ve ilminin şümulünü ispat eder.

Elhasıl, bu Sekizinci Hüccet-i İmaniyenin her bir mukaddimesinin sekiz neticesi var. Sekiz mukaddimelerin her birinde, sekiz neticeyi delilleriyle ispat eder ki, bu cihette bu Sekizinci Hüccet-i İmaniyede yüksek meziyetler vardır.

Bu Risale-i Münâcât, hem vücûb-u vücud, hem vahdet, hem ehadiyet, hem haşmet-i rububiyet, hem azamet-i kudret, hem vüsat-i rahmet, hem umumiyet-i hâkimiyet, hem ihata-i ilim, hem şümul-ü hikmet gibi en mühim esasat-ı imaniyeyi hârika bir îcaz içinde fevkalâde bir katiyet ve hâlisiyet ve yakîniyet ile ispat eder. Haşre işârâtı ve bilhassa âhirdeki şiddetli işârâtı çok kuvvetlidir.

Said Nursî

Lügat Sözlük

DÂHÎ - Eşine ender raslanır hârikulade zeki.

DAHİ - Koşul bildiren eylemlerden sonra gelerek koşulun geçerli olmadığını bildirir, bile.

DELÂLET - Delil olmak, yol göstermek, doğru yolu bulmakta insanlara yardım etmek.

EHADİYET - Allah`ın yarattığı herşeyin yanında Zâtıyla, sıfatlarıyla ve isimleriyle bulunarak birliğini göstermesi.

ELHÂSIL - Kısacası, netice olarak, özetle.

FEVKALÂDE - Olağanüstü.

HAKÎMİYET - Hikmetlilik, faydalılık, güzel gayelilik.

HÂKİMİYET - Tasarruf etme. İdâre etme. Üstünlük.

HÂLİSİYET - Samimiyet, saf niyetlilik. Yalnızca Allah rızasını gözeterek.

HÂRİKA - Hayret uyandıran, büyük ve görülmedik eser, görülmedik derecede kıymetli.

HİKMET - Felsefe, ilim; gayeli olma, faydalılık.

İCÂZ - Az sözle çok mânâlar anlatma; veciz söyleme.

İSPAT - Doğruyu delil göstererek meydana koyma.

KATİYE - Kesin.

KATİYET - Kesinlik.

KUDRET - Güç, tâkat; Cenâb-ı Hakkın bütün kâinata hükmeden ezelî ve ebedî kudsî sıfatı.

MÜHİM - Önemli, ehemmiyetli.

MUKADDİME - Önsöz, başlangıç, evvel gelen, öne geçen.

MÜNÂCÂT - Duâ, yakarış.

RAHMET - Şefkat etmek, merhamet etmek, esirgemek.

RUBÛBİYET - Cenâb-ı Hakkın her zaman, her yerde ve her mahlûka muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onu terbiye etmesi ve idâresi altında bulundurması vasfı.

SAÎD - Memnun, mutlu.

ŞUÂ - Bir ışık kaynağından uzanan ışık hüzmesi.

VAHDET - Birlik.

VÜCUD - Mevcut olma. Var olmak.