Şualar - Yedinci Şuâ

Gösterim

küçült - kapat X
Yedinci Şua

(Ayetü’l-Kübrâ)

Mühim Bir İhtar ve Bir İfade-i Meram

Bu ehemmiyetli risalenin, herkes her bir meselesini anlamaz. fakat hissesiz de kalmaz. Büyük bir bahçeye giren bir kimsenin, o bahçenin bütün meyvelerine elleri yetişmez. Fakat, eline girdiği miktar yeter. O bahçe yalnız onun için değil; belki, elleri uzun olanların hisseleri de var.

Bu risalenin fehmini işkâl eden beş sebep var:

* Birincisi: Ben kendi müşahedatımı kendi fehmime göre ve kendim için yazdım. sair kitaplar gibi başkalarının fehmine ve telâkkisine göre yazmadım.

* İkincisi: İsm-i âzam cilvesiyle tevhid-i hakiki âzamî bir surette yazıldığından, meseleleri hem gayet geniş, hem gayet derin ve bazen çok uzun olduğundan, herkes birden ihata edemez.

* Üçüncüsü: her bir mesele büyük ve uzun bir hakikat olması sebebiyle, hakikati parçalamamak için bazen bir sayfa veya bir yaprak, bir tek cümle olur. bir tek delil hükmünde çok mukaddemat bulunur.

* Dördüncüsü: ekser meselelerinin her birisinin pek çok delilleri ve hüccetleri bulunduğundan, bazen on, bazen yirmi delili bir tek bürhan yapmak cihetiyle mesele uzunlaşır; kısa fehimler kavramaz.

Lügat Sözlük

ÂZAM - En büyük.

ÂZAMÎ - En fazla, en çok.

BELKİ - Kesinlikle, şüphesiz.

BES - Yeter, yeterli.

BÜRHAN - Birşeyi ispatlamak için kullanılan kesin delil, ispat vâsıtası.

DELİL - Bilinmeyeni keşfetmek veya bilinenin doğruluğunu göstermek için vasıta olarak kullanılan husus.

EKSER - Pek çok.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

GAYET - Çok, pek çok.

HAKİKAT - Gerçek.

HAKİKÎ - Gerçek.

İHÂTA - İçine alma; tam kavrama; kuşatmak.

İHTAR - Hatırlatma, îkaz, uyarma, dikkat çekme.

İŞKÂL - Güçleştirme, zorlaştırma, müşkülleştirme.

MERAM - Maksat, niyet, arzu, istek, içten tasarlanan.

MESELE - Düşünülüp halledilecek iş ve husus, ehemmiyetli iş; problem.

MÜHİM - Önemli, ehemmiyetli.

MUKADDEMÂT - Başlangıçlar, hazırlıklar.

SÂİR - Başkası, diğeri, birşeyden geri kalan, maadâ.

ŞUÂ - Bir ışık kaynağından uzanan ışık hüzmesi.