Mesnevi-i Nuriye - Şûle

Gösterim

küçült - kapat X
ŞÛLE



İ’lem eyyühe’l-aziz! Bütün Esma-i Hüsnanın ifade ettiği manalarla bütün sıfat-ı kemaliyeye, Lafza-i celal olan Allah bil’iltizam delalet eder. sair ism-i haslar yalnız müsemmalarına delalet eder, sıfatlara delaletleri yoktur. Çünkü sıfatlar müsemmalarına cüz olmadığı gibi, aralarında lüzum-u beyyin de yoktur. Bu itibarla, ne tazammunen ve ne iltizamen sıfatlara delaletleri yoktur. Amma Lafza-i Celal, bilmutabakat Zât-ı Akdese delalet eder. Zât-ı Akdesle sıfat-ı kemaliye arasında lüzum-u beyyin olduğundan, sıfatlara da bil’iltizam delalet eder.

Ve keza, ulühiyet ünvanı sıfat-ı kemaliyeyi istilzam etmesi, ism-i has olan Allah’ın da o sıfatı istilzam ettiğini istilzam ediyor.

Ve keza, Allah kelimesi de, nefiyden sonra sıfatlarla beraber düşünülür. binaenaleyh La ilahe illallah kelamı, Esma-i Hüsnanın adedince kelamları tazammun ediyor. Bu itibarla, şu kelime-i tevhid kelamı, delalet ettiği sıfatlar itibarıyla bir kelam iken bin kelam oluyor: La halıka illallah, la fatıra, la razıka, la kayyüme illallah gibi... Binaenaleyh, terakki etmiş olan zakir bir zat, bu kelamı söylerken içindeki binlerce kelamları söylemiş oluyor.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Madem ki herşeyin Allah’tan olduğunu bilirsin ve ona iz’anın vardır. Zararlı, menfatli herşeyi tahsin ve hüsn-ü rızayla kabul etmek lazımdır. Ve illa, gaflete düşmeye mecbur olursun. Bunun için esbab-ı zahiriye vaz edilmiş ve gözlere de gaflet perdesi örtülmüştür. kainat hadiselerinden insanın heva ve hevesine muhalif olan kısım, muvafık olan kısımdan daha çoktur. Eğer heva sahibi, bu esbab-ı zahiriyeyi görüp Müsebbibü’l-Esbabdan gaflet etmese, itirazlarını tamamen Allah’a tevcih eder.

Lügat Sözlük

BİNÂENALEYH - Bunun üzerine, bundan dolayı.

CELÂL - Sonsuz büyüklük, haşmet, ululuk, yücelik ve haşmet sahibi olan Allah.

CÜZ - Kısım, parça, kitabın forması; küllün karşılığı, Kur`ân`ın otuzda bir parçası.

DELÂLET - Delil olmak, yol göstermek, doğru yolu bulmakta insanlara yardım etmek.

GAFLET - Dikkatsizlik, endişesizlik, vurdumduymazlık; nefsine uyarak Allah`ı ve emirlerini unutmak.

HAS - Özel, husûsi, mahsus.

HEVÂ - Gelip geçici istek, heves, nefsin arzusu.

İFÂDE - Söz, anlatım.

İLLÂ - Ancak, meğer.

İSTİLZAM - Gerektirmek, lüzumlu kılmak.

KÂİNAT - Allah`ın dışında var olan herşey, bütün varlıklar, dünya.

KELÂM - Söz, lâf, konuşma.

KEZÂ - Böyle, böylece, bu dâhi böyle.

MUHÂLİF - Uymayan, zıt olan, karşı duran.

MUVÂFIK - Uygun olan, uyan, kabullenen.

SÂİR - Başkası, diğeri, birşeyden geri kalan, maadâ.

SIFÂTÎ - Sıfatlarla, nitelikle ilgili.

ŞÛLE - Parıltı, ışıltı. Alev, ateş alevi. Risâle ismi.

TAHSİN - Beğenmek ve alkışlamak, güzelleştirmek, iyi ve güzel bulmak.

TAZAMMUN - İçinde bulundurma, içine alma, ihtivâ etme, muhît olma.

TERAKKÎ - Yükselme, ilerleme.

TEVCİH - Yöneltmek, çevirmek.

TEVHİD - Birleme, Allah`ın bir olduğuna ve Ondan başka İlâh olmadığına inanma.

ULÛHİYET - İlâhlık, Allah`ın hâkimiyeti ile kâinattaki herşeyi Kendisine ibâdet ve itaat ettirmesi.

ZÂKİR - Zikreden.

ZÂT - Kendi, aslı.