Mesnevi-i Nuriye - Şûle´nin Zeyli

Gösterim

küçült - kapat X
ŞULENİN ZEYLİ


İ’lem eyyühe’l-aziz! Bütün kainatı ihata eden bir nurdan hiçbirşey gizlenmez. Ve gayr-ı mütenahi bir daire-i kudretten birşey hariç kalamaz. Ve illa, gayr-ı mütenahinin tenahisi lazım gelir.

Ve keza, hikmet-i İlahiye herşeye değeri nisbetinde feyiz veriyor. Ve herkes bardağına göre denizden su alabilir.

Ve keza, mukaddir olan Kadir-i Hakimin büyüğe olan teveccühü, küçüğe olan teveccühüne mani olamaz.

Ve keza, maddeden mücerred zahir ve batın olan muhit bir nazara, en büyük şey gibi, en küçük birşeyi mazhar ve mahal olduğu san’at nisbetinde büyür. Ve küçük şeylerin nevileri büyük olurlar.

Ve keza, azamet-i mutlaka şirketi asla kabul etmez.

Ve keza, fevkalade bir suhuletle, harika bir sür’atle, müciz bir itkan ve intizamla cüd-u mutlaktan akan asardan anlaşılıyor ki, mikrop gibi en küçük ve daha küçük havai, mai, türabi hayvanlar boş zannedilen alemin yerlerini doldurmuşlardır.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Nefsine olan muhabbeti icab ettiren nefsin sana olan kurbiyeti ise, Halıkına muhabbetin daha fazla olmalıdır. Çünkü, nefsinden o daha karibdir. Evet, senin fikrin, ihtiyarın idrak edemedikleri sendeki mahfiyat, Halıkın nazarı ve ilmi altındadır.

Lügat Sözlük

BÂTIN - İç, dâhilî, gizli, içyüz.

FEVKALÂDE - Olağanüstü.

FEYİZ - Bolluk, bereket; ilim, irfan; mânevî gıdâ; şan, şöhret; ihsan, fazîletli.

HARİÇ - Dış, dışarı, dışta kalan.

HÂRİKA - Hayret uyandıran, büyük ve görülmedik eser, görülmedik derecede kıymetli.

HAVÂÎ - Hava şeklinde olan.

İDRÂK - Anlayış, kavrayış, akıl erdirmek, fehim; yetiştirmek.

İHÂTA - İçine alma; tam kavrama; kuşatmak.

İLLÂ - Ancak, meğer.

İLMÎ - İlme âit ve ilimle ilgili; ilme uygun.

İTKAN - Sağlam ve pürüzsüz sanat eseri.

KEZÂ - Böyle, böylece, bu dâhi böyle.

MAHAL - Yer.

MÂNİ - Engel.

MAZHAR - Nâil olma, şereflenme, kavuşma, ortaya çıkma ve görünme yeri.

MÜCERRED - Yalnız, tek, hâlis, saf, katışıksız, karışık olmayan, çıplak, soyulmuş, tek başına.

MUHÎT - İhâta eden, herşeyi kuşatan ve herşeyi içerisine alan; etraf, çevre.

MUKADDİR - Herşeyin kıymetini biçip, ona göre vücud veren Cenab-ı Hak.

MÜTENÂHÎ - Sonu belli olan, sınırlı.

NAZARÎ - Nazara ve düşünceye âit, yalnız görüş ve düşünce hâlinde bulunan ve tatbik edilmemiş halde bulunan bilgi.

ZÂHİR - Görünen, açık, dış yüz.