Mesnevi-i Nuriye - Nokta

Gösterim

küçült - kapat X
NOKTA


1337’de (1918) telif edilmiş bir risalenin bir kısmıdır
İfade-i meram
Bir bahçeye girsem iyisini intihab ederim. Koparmasından zahmet çeksem hoşlanırım. Çürüğünü, yetişmemişini görsem "Huz ma safa" derim. Muhataplarımı da öyle arzu ederim. Derler:
"Sözlerin iyi anlaşılmıyor?"
Bilirim ki, kah minare başında, kah kuyu dibinde konuşuyorum. Neyleyeyim, zuhurat öyle. şuaat ve şu kitapta mütekellim, aciz kalbimdir. Muhatap, asi nefsimdir. Müstemi, müteharri-i hakikat bir Japondur. temaşa eden bunu düşünmeli. Gayetü’l-gayat olan marifetullahın bir bürhanı olan marifetü’n-Nebiyi şuaat’ta bir nebze beyan ettik. şu risalede maksud-u bizzat olan tevhidin layühad berahininden yalnız dört muazzam bürhanına işaret edeceğiz. Hem nazar-ı akliyi hads-i kalbiyle birleştirmek için, melaike ve haşrin bir kısım delailine ima ederek, imanın altı rüknünden dördünün birer lem’asını, fehm-i kasırımla göstermek isterim.

said Nursi

• • •

Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah Tealadan geldiğine İmân ettim. Ölümden sonra diriliş haktır. Allah’tan başka ilah olmadığına şahitlik ederim. Muhammed’in, Allah’ın resulü olduğuna da şahitlik ederim.

Lügat Sözlük

ÂCİZ - Güçsüz, kuvvetsiz.

ÂHİRET - Kıyâmetle birlikte kurulacak olan âlem, öte dünya, ikinci hayat.

ARZU - İstek.

ÂSİ - İsyan eden, isyankâr, karşı gelen.

BEYÂN - Açıklama; izah; anlatma.

BİZZAT - Kendisi.

HAKİKAT - Gerçek.

HAYIR - İyilik. Faydalı iş.

İLÂH - Herşeyin mâbudu olan Allah.

İMÂ - İşâret etmek, işâretle anlatmak, işâret.

ÎMÂN - İnanmak, îtikad; Resûl-i Ekremin (a.s.m.) tebliğ ettiği inanılması gerekli esasları tasdik etmekten doğan bir nurdur.

İNTİHAB - Seçmek, ayırıp beğenmek.

KÂH - Zaman olur, bâzan.

- Su.

MELÂİKE - Melekler.

MERAM - Maksat, niyet, arzu, istek, içten tasarlanan.

MUAZZAM - Büyük, iri, kos koca.

MUHATAP - Söyleyeni dinleyen, kendisine hitap edilen.

MÜSTEMÎ - Dinleyen, dinleyici.

MÜTEKELLİM - Konuşan.

NEBZE - Az miktar, cüz`î, bir şeyin artığı.

SAÎD - Memnun, mutlu.

ŞUAÂT - Işık demetleri, parıltılar, nurlar, ışıklar.

TELİF - Kitap yazma; eser, kitap.

TEMÂŞÂ - Hoşlanarak bakmak, seyretmek, ibretle bakmak.

ZAHMET - Sıkıntı, eziyet, zor.

ZUHÛRAT - Kalbe doğan mânâlar, birden oluveren şeyler, hesapta olmayan umulmadık hadiseler.