Mesnevi-i Nuriye - Lem´alar

Gösterim

küçült - kapat X
LEM’ALAR

(Türkçe Risale-i Nur’un Yirmi İkinci Sözüyle aynı mealdedir.)




Ey daire-i esbabdan zuhur eden işleri, hadiseleri esbaba isnad eden gafil, cahil! Mal sahibi zannettiğin esbab, mal sahibi değillerdir. Asıl mal sahibi, onların arkasında iş gören kudret-i ezeliyedir. Onlar, ancak o kudretten gelen hakikî tesirleri ilân ve neşretmekle muvazzaftırlar. Demek, daire-i esbab, hükûmetin kalem dairesi hükmündedir ki, yukarıdan gelen emirlerin tebliğatı o daireden yapılıyor. Çünkü, izzet ve azamet perdeyi iktizâ eder; tevhid ve celâl dahi şirketi reddeder, tesiri esbaba vermiyor.

Evet, Sultan-ı Ezelinin memurları vardır, ama icraatçıları değillerdir ki, saltanat ve rububiyetinde ortak olsunlar. Ancak o memurların vazifesi dellâllıktır ki, kudretin icraatını ilân ediyorlar. Veya o memurlar, nâzır müşahitlerdir ki, gördükleri evâmir-i tekviniyeye karşı yaptıkları itaat ve inkıyad ile istidatlarına göre bir nevi ibadet yapmış olurlar. Demek esbab, ancak ve ancak kudretin izzetini, rububiyetin haşmetini izhar için vaz edilmiş birtakım vasıtalardır. Yoksa, kudretin acz ve ihtiyacı için muavenet eden yardımcı değillerdir. beşer sultanlarının memurları ise, sultanların ihtiyaç ve aczlerini def için tayinlerine zaruret hasıl olan yardımcı ve ortaklarıdır. Binaenaleyh, Allah’ın memurlarıyla insanın memurları arasında münasebet yoktur. Yalnız gafil ve cahil olanlar hadiselerde ve vukuattaki hikmetleri, güzellikleri göremediklerinden, Cenab-ı Haktan şekva ve şikâyetlere başlarlar. İşte o şekva ve şikâyetlerin hedefini değiştirmek için esbab vaz edilmiştir. Çünkü, kusur onlardan çıkıyor, onların kabiliyetsizliğinden ileri geliyor. Bu sırra bir misal-i lâtif sûretinde bir temsil-i mânevî rivayet ediliyor ki:



"Allah herşeyin yaratıcısıdır. Ve O her şey üzerinde hakkıyla görüp gözeticidir." Zümer Sûresi: 39:62.
"Göklerin ve yerin tedbir ve tasarrufu Ona aittir." Zümer Sûresi: 39:63.
"Şanı ne yücedir Onun ki, herşeyin hüküm ve tasarrufu elindedir." Yasin Sûresi: 36:83"
Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim yanımızda olmasın." Hicr Sûresi: 15:21.
"Hiçbir canlı yoktur ki, Allah onu alnından tutup kudretine boyun eğdirmiş olmasın." Hud Sûresi: 11:56.

Lügat Sözlük

ÂCZ - Güçsüzlük, kudretsizlik.

AZAMET - Büyüklük.

BEŞER - İnsan.

BİNÂENALEYH - Bunun üzerine, bundan dolayı.

CELÂL - Sonsuz büyüklük, haşmet, ululuk, yücelik ve haşmet sahibi olan Allah.

DÂHÎ - Eşine ender raslanır hârikulade zeki.

DAHİ - Koşul bildiren eylemlerden sonra gelerek koşulun geçerli olmadığını bildirir, bile.

DEF - Uzaklaştırma, itme, kovma.

ESBÂB - Sebepler.

GÂFİL - Dikkatsiz, iyi düşünmeyen, uyanık olmayan.

HAKİKÎ - Gerçek.

HÂSIL - Husûle gelen, çıkan, meydana gelen.

HÜKÜM - Karar, emir, kuvvet, hâkimlik, âmirlik; irâde, kumanda, nüfuz.

İBÂDET - Kulluk vazifesi.

İKTİZÂ - Gerekme, gerektirme, lazım gelme, işe yarama, icab etme.

İLÂN - Açıklamak, ilân etmek, herkese duyurmak.

İNKIYÂD - Boyun eğmek, itaat etmek.

İSNAD - Dayandırma, mal etme.

İTAAT - Söz dinleme.

İZHÂR - Ortaya koymak, açığa çıkarmak, göstermek.

İZZET - Şeref, üstünlük; değer, kıymet, yeterlilik.

KUSUR - Hatâ. Noksanlık, eksiklik.

LATÎF - Güzel, hoş. Cenâb-ı Hakk`ın bir ismi.

MÂNEVÎ - Mânâya âit, maddî olmayan.

MUÂVENET - Yardımlaşma, yardım.

MÜNÂSEBET - İki şey arasındaki uygunluk, yakınlık, bağlılık, yakışmak, vesile, alâka.

NÂZIR - Nazar eden, bakan, idâre eden.

NAZÎR - Benzer olan.

NEVÎ - Çeşit ile alâkalı; cinse ait.

RİVÂYET - Peygamberimizden işittiklerini veya Sahabeden duyduklarını, birisinin başkasına anlatması.

SALTANAT - Kudret, kuvvet, hâkimiyet, sultanlık.

ŞEKVÂ - Şikâyet etmek, sızlanmak.

TEDBÎR - İdâre etme, evirip çevirme.

TEVHİD - Birleme, Allah`ın bir olduğuna ve Ondan başka İlâh olmadığına inanma.

ZARÛRET - İster istemez, çaresiz olarak, ihtiyaç.

ZUHUR - Ortaya çıkma, meydana çıkma, başgösterme.