Mesnevi-i Nuriye - Reşhalar

Gösterim

küçült - kapat X
REŞHALAR



TENBİH

Hâlık-ı Âlemi bize târif ve ilân eden deliller ve bürhanlar, lâyüad ve lâyuhsâdır. O delillerin en büyükleri üçtür.

Birincisi: Bazı âyetlerini gördüğün, işittiğin şu kitab-ı kebir-i kâinattır.

İkincisi: Bu kitabın âyetü’l-kübrâsı ve divan-ı nübüvvetinin hâtemi ve künûz-u mahfiyenin miftahı olan Hazret-i Muhammed Aleyhissalatü Vesselâmdır.

Üçüncüsü: Kitab-ı âlemin tefsiri ve mahlûkata karşı Allah’ın hücceti olan Kur’ân’dır.

Şimdi, birkaç reşha zımnında ikinci bürhanı tariften sonra sözlerini dinleyeceğiz.


BİRİNCİ REŞHA

Arkadaş! Hâlıkımızı tarif eden, pek büyük bir şahsiyet-i mâneviyeye mâlik, bürhan-ı nâtık dediğimiz, "Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm kimdir?" diye yapılan suale cevaben deriz ki:

Hazret-i Muhammed (a.s.m.) öyle bir zattır ki, azamet-i mâneviyesinden dolayı sath-ı arz, o zatın mescid-i aksâsıdır. Mekke-i Mükerreme onun mihrabı, Medine-i münevvere onun minber-i fazl-ı kemalidir. Cemaat-ı mü’minîne en son ve en âli imam ve nev-i beşerin hatîb-i şehîridir; saadet düsturlarını beyan ediyor. Ve bütün enbiyânın reisidir; onları tezkiye ve tasdik ediyor. Çünkü, dini bütün dinlerin esasatına câmidir. Ve bütün evliyânın başıdır; şems-i risaletiyle onları terbiye ve tenvir ediyor.

O zat (a.s.m.) öyle bir kutup ve nokta-i merkeziyedir ki, onun halka-i zikrinde bulunan bütün enbiyâ-i ahyâr, ebrâr-ı sâdıkîn onun gelmesine müttefik ve kelâm-ı nutkuyla nâtıktırlar. Ve öyle bir şecere-i nuraniyedir ki, damar ve kökleri, enbiyânın esasat-ı semâviyesidir. Dal ve budakları, evliyânın maarif-i ilhamiyesidir. Bu itibarla, herhangi bir dâvâyı iddia etmişse, bütün enbiyâ mucizelerine istinaden ve bütün evliyâ kerametlerine müsteniden ona şehadet etmişlerdir. Evet, bütün dâvâlarının tasdiklerini iş’âr eden, bütün kâmillerin hâtem ve mühürleri vardır.

Lügat Sözlük

AHYÂR - Hayırlılar, iyiler.

ÂLÎ - Yüce, yüksek.

ARZ - Yer, dünya; sunma, takdim etme.

BEYÂN - Açıklama; izah; anlatma.

CEVÂBEN - Cevap olarak.

ENBİYÂ - Peygamberler.

EVLİYÂ - Çok ibâdet ederek ve günahlardan kaçarak mânen Allah`a yakın olan kimse; Allah dostu.

HÂTEM - Mühür, tescil. En son.

İLÂN - Açıklamak, ilân etmek, herkese duyurmak.

İSTİNÂDEN - Dayanarak, güvenerek.

MÂLİK - Sahip olan, mülk sahibi; Allah

MÜNEVVERE - Nurlanmış, aydınlanmış.

MÜSTENİDEN - İstinad ederek, dayanarak, güvenerek.

MÜTTEFİK - Birbirleriyle aynı fikirde olan, birleşmiş, anlaşmış olan.

NÂTIK - Konuşan, dile getiren.

REŞHA - Sızıntı, serpinti, yaşlık, rutubet, ter.

SAADET - Mutluluk.

ŞEHÂDET - Şâhitlik; Allah tarafından Peygamberimize bildirilen herşeyi kabul ve tasdik etme.

TÂRİF - Bir şeyi belli noktalar ve işâretlerle inceden inceye anlatıp tanıtmak; tanım.

TASDİK - Onaylama, doğrulama.

TENBİH - İkaz. Nasihat.

TENVİR - Nurlandırma, aydınlatma.

TERBİYE - Beslemek, yetiştirmek, büyütmek.

TEZKİYE - Doğruluğuna şehâdet etmek, temize çıkarmak.

VESSELÂM - İşte o kadar, artık bitti; bundan sonra selâm.

ZÂT - Kendi, aslı.