İşaratül-İcaz - Besmele ve Fatiha Sûrelerinin Tefsiri

Gösterim

küçült - kapat X

-1-
Bu kelam, güneş gibidir. Yani, güneş başkalarını gösterdiği gibi, kendini de gösterir, başka bir güneşe ihtiyaç bırakmaz. başkalarına yaptığı vazifeyi, kendisine de yapıyor; ikinci bir daha lazım değildir.
Evet öyle müstakil bir nurdur ki, bu nur, hiçbir şeye bağlı değildir. Hatta bu nurun car ve mecruru bile hiçbir şeye muhtaç değildir. Ancak harfinden müstefad olan -2- veya örfen malum olan -3- veyahut takdir olunmuş olan; miktarı ve kıymeti biçilmiş olan.">mukadder olan -4- ’ün istilzam ettiği -5- fiillerinden birine mütealliktir.
İhtar : ’ taki car ve mecrura müteallik olarak mezkur olan fiiller, besmeleden sonra takdir edilir ki, hasrı ifade etmekle ihlas ve tevhidi tazammun etsin. İsim, Cenab-ı Hakkın zati isimleri olduğu gibi, fiili isimleri de vardır. Bu fiili isimlerin, gaffar ve Rezzak, muhyi ve mümit gibi pek çok nevileri vardır.
Sual : Bu fiili isimlerinin kesretle tenevvüü neden meydana geliyor?
Cevap : Kudret-i ezeliyenin, kainattaki mevcudatın nevilerine, fertlerine olan nispet ve taallukundan husule gelir. Bu itibarla, kudret-i Ezeliyenin taalluk ve tesirini celb eder. Ve o taalluk, abdin kesbine ve işine yardım edici bir ruh gibi olur. Öyleyse, hiç kimse, hiçbir işini besmelesiz bırakmasın!

1 Allahın adıyla. (Fatiha Sûresi: 1.)

3 teberrük ediyorum.

4 De!

5 Oku.

Lügat Sözlük

ÇÂR - Dört.

CELB - Kendi tarafına çekmek, götürmek, kazanmak ,elde etmek.

FİİLÎ - Fiille ilgili, amelî.

GAFFÂR - Günahları bağışlayan Allah.

HİÇ - Yok olan, yok denecek kadar az olan; değersiz kıymetsiz.

İFÂDE - Söz, anlatım.

İHLÂS - Yapılan ibâdet ve işlerde hiçbir karşılık ve menfaati, hakîki ve esas gaye etmeyerek, yalnız ve yalnız Allah rızâsını esas maksat edinmek.

İHTAR - Hatırlatma, îkaz, uyarma, dikkat çekme.

İSİM - Ad, nam, isim.

İSTİLZAM - Gerektirmek, lüzumlu kılmak.

KELÂM - Söz, lâf, konuşma.

MÂLÛM - Bilinen.

MEZKÛR - Sözü edilen, zikredilen, bahsedilen.

MUHTAÇ - İhtiyaç duyan.

MUHYÎ - Dirilten, hayat veren Allah.

MUKADDER - Tâyin ve takdir olunmuş olan; miktarı ve kıymeti biçilmiş olan.

MÜMÎT - Her varlığa ölümü tattıran Cenab-ı Hak.

MÜSTAKİL - Bağımsız, başlı başına.

MÜSTEFÂD - İstifâde edilen, alınan, mânâ çıkarılan.

MÜTEALLİK - Alâkalı, bağlı.

ÖRFEN - Örf bakımından, âdetlere göre.

REZZÂK - Bütün yaratılmışların rızkını veren ve ihtiyaçlarını karşılayan Allah.

SUÂL - İsteme, sorma.

TAALLÛK - Bağlılık, münâsebet; alâkalı oluş; âit olma.

TAKDİR - Kıymet vermek; değerini, lüzumunu anlamak; Allah`ın ilmiyle belli bir düzen verilmesi.

TAZAMMUN - İçinde bulundurma, içine alma, ihtivâ etme, muhît olma.

TEBERRÜK - Bereketlenmek. İlâhî sevaba hissedarlık.

TEVHÎDÎ - Tevhîde dair.

ZÂTÎ - Zâta mensup, kendisine âit, kendiyle alâkalı, hususî, özel.