İşaratül-İcaz - Hurûf-u Mukattat

Gösterim

küçült - kapat X

-1- kabilinden, o ayrı ayrı hikmetleri, nükteleri, gayeleri ifade eden tekrarlı kelamlar, yalnız ibarece, lafızca birbirine benzedikleri için tekrar zannedilir. Hatta kıssa-i Musa, çok meziyetleri ve hikmetleri müştemildir. Her makamda o makama münasip bir vecihle zikredilmesi, ayn-ı belagattir. Evet, Kur’an-ı Azimüşşan, o kıssa-i meşhureyi, gümüş iken, yed-i beyzasına alarak altın şekline ifrağıyla öyle bir nakş-ı belagate mazhar etmiştir ki, bütün ehl-i belagat, onun belagatine hayran olmuşlar, secdeye varmışlardır. Ve keza, teyemmün, teberrük ve istiane gibi çok vecihleri havi; ve tevhid, tenzih, sena, celal ve cemal ve ihsan gibi çok makamları tazammun; ve tevhid ve nübüvvet, haşir ve adalet gibi makasıd-ı erbaaya işaret eden besmele, zikredilen yerlerin herbirisinde bu vecihlerden, bu makamlardan biri itibarıyla zikredilmiş ve edilmektedir. Maahaza, hangi surede tekerrür varsa, o surenin ruhuyla münasip olan bir vecih bizzat kasdedilmekle öteki vecihlerin istitradi ve tebei zikirleri, belagate münafi değildir.
• • •
-2-
Surelerin başlarında bulunan huruf-u mukattaaya ait izahatı dört mebhasta zikredeceğiz.
BİRİNCİ MEBHAS:

ile, surelerin evvellerinde bulunan huruf-u mukattaadan teneffüs eden i’caz hakkındadır. İ’caz, inci gibi incecik letaif-i belagatın parıltılarının imtizaç ve içtimaından tecelli eden bir nurdur. Bu mebhasta, bu nuru, birkaç letaif zımnında izah etmekle parlatacağız. fakat herbir latife ince ve ziyası az ise de, letaifin heyet-i mecmuasından hasıl olan tam bir ziya ile fecr-i sadık çıkacaktır.
1. Hece harflerinin adedi-elif-i sakine hariç kalmak şartıyla-yirmi sekiz harftir. Kur’an-ı Azi-müşşan, surelerin başında bu harflerin yarısını zikretmiş, yarısını da terk etmiştir.
2. Kur’an’ın almış olduğu nısıf, terk ettiği nısıf-tan daha ziyade kesirü’l-istimaldir.
3. Kur’an, surelerin başında zikrettiği kısım için-de lisan üzerine daha suhuletli olan elif, lam’ı çok tekrar etmiştir.

1 Rızıkları birbirine benzer olarak kendilerine sunulur. (Bakara Sûresi: 25.)

Lügat Sözlük

BELÂGAT - Hitap ettiği kimselere göre uygun, tam yerinde, düzgün ve hakîkatlı söz söyleme sanatı, hâlin gerektirdiğine uygun söz söylemek.

BİZZAT - Kendisi.

CELÂL - Sonsuz büyüklük, haşmet, ululuk, yücelik ve haşmet sahibi olan Allah.

CEMÂL - Güzellik, yüz; Cenâb-ı Hakkın lütuf ve ihsânı ile tecellisi; hak ile söylenen güzel söz; hüsün.

ELİF - Arab alfabesinin ilk harfi. Bir çizgi. ülfet eden.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

HARİÇ - Dış, dışarı, dışta kalan.

HÂSIL - Husûle gelen, çıkan, meydana gelen.

HAŞİR - Toplanmak, birikmek; insanların öldükten sonra tekrar diriltilip bir yerde toplanmaları.

İFÂDE - Söz, anlatım.

İHSAN - İyilik etmek, bağışta bulunmak.

İMTİZAÇ - Kaynaşmak, uygun ve mutabık olmak, mezcolmak, uyuşmak, iyi geçinmek.

İSTİÂNE - Yardım dileme.

İZAH - Açıklamak.

KEZÂ - Böyle, böylece, bu dâhi böyle.

LATÎFE - Kalbe bağlı hassas bir duygu.

LETÂİF - Mânevî duygular, güzel, hoş ve ruhla ilgili hisler.

LİSÂN - Dil, anlatma şekli, tarzı.

MAAHAZA - Bununla beraber.

MAZHAR - Nâil olma, şereflenme, kavuşma, ortaya çıkma ve görünme yeri.

MÜNÂFİ - Zıt, ters, aykırı.

MÜNÂSİP - Uygun, denk.

NÜBÜVVET - Peygamberlik.

SÂDIK - Doğru, bağlı.

SENÂ - Methetmek, övmek.

TEBEÎ - Kasdî olmayan, tâbî olarak başkasının vücuduyla devam eden, bağımsız olmayıp başkasına tâbi olarak.

TEBERRÜK - Bereketlenmek. İlâhî sevaba hissedarlık.

TECELLÎ - Görünme, bilinme; Allah`ın herbir isminin mânâsını icrâ etmesi; Allah`ın Rezzak ismiyle rızık vermesi, Muhyî ismiyle diriltmesi, Şâfi ismiyle hastalara şifâ vermesi gibi.

TEKERRÜR - Tekrarlanma.

TENEFFÜS - Nefes alma, soluklanma.

TENZİH - Allah`ı her çeşit kusur, noksan ve ortaktan uzak bilip söylemek.

TEVHİD - Birleme, Allah`ın bir olduğuna ve Ondan başka İlâh olmadığına inanma.

VECİH - Cihet, yön, taraf, cephe, tarz, şekil, sebep.

ZİYÂ - Işık, aydınlık.

ZİYÂDE - Fazla, çok.