Barla Lâhikası - On Beşinci Notanın Üçüncü Meselesi

Gösterim

küçült - kapat X

Aziz, sıddık kardeşlerim,
Rüşdü’nün gönderdiği otuz liradan yirmi yedisini postayla size gönderdim. Siz ona gönderirsiniz. Ona da öyle yazdım. Benim ihtiyacım olmadığından ve kaideme muhalif olduğundan, kabul edemedim. Yalnız onun hayırlı niyeti için, ehemmiyetli hayırlara sarf edilmek suretiyle, onun hesabına otuzdan üç banknot aldım. Sizlere ve sizinle alâkadar olanlara pek çok selâm ve dua ediyorum.
Kardeşiniz
said Nursî

• • •

İktisad Risalesinin Üçüncü Meselesi

Ey insan ve ey nefsim, muhakkak bil ki: Cenab-ı Hakkın sana in’âm ettiği vücudun, cismin, âzaların, malın ve hayvânâtın ibâhadır, temlik değildir. Yani, istifaden için kendi mülkünü senin eline vermiş, istifade et diye ibâha etmiş. Senin gibi, idare etmekten hakikaten âciz ve tedbirden cidden câhil bir şahsa temlik etmemiş. Çünkü, mülk olarak verseydi, idaresini sana bırakmak lâzım gelirdi.
Acaba en kolay, en zahir ve daire-i ihtiyar ve şuurda dahil olan bir midenin idaresini yapamadığın halde, nasıl göz ve kulak gibi daire-i ihtiyar ve şuurun haricinde idare isteyen şeylere mâlik olabilirsin?
Madem sana verilen hayat ve hayatın levâzımatı temlik değil, ibâhadır. Elbette ibâhanın düsturuyla hareket etmek lâzımdır. Yani, nasıl bir zat, ziyafete misafirleri dâvet eder. Onlara, meclis ziyafetindeki eşyadan ve ziyafetten istifadeyi ibâha ediyor, temlik etmiyor. İbâha ve ziyafetin kaidesi ise, mihmandarın rızası dahilinde tasarruf etmektir. Öyleyse israf edemez, başkasına ikram edemez, sofradan kaldırıp başkasına sadaka veremez, dökemez, zâyi edemez. Eğer temlik olsaydı, yapabilirdi ve kendi arzusuyla hareket edebilirdi.
Aynen bunun gibi, Cenab-ı hak sana ibâha suretinde verdiği hayatı intiharla hâtime çekemezsin, gözünü çıkaramazsın ve mânen gözü kör etmek demek olan gözü verenin rızası haricinde harama sarf edemezsin. Ve hâkezâ, kulağı ve dili ve bunlar gibi cihazâtı harama sarf etmekle mânen öldüremezsin. Ve eti yenilmeyen hayvanını lüzumsuz tâzip edip katledemezsin. Ve hâkezâ, bütün sana verilen nimetler, bu misafirhane-i dünyanın sahibi olan Mihmandar-ı Kerîm-i Zülcelâlin kavânîn-i şeriatı dairesinde tasarruf etmek gerektir.
Said Nursî

Lügat Sözlük

ÂCİZ - Güçsüz, kuvvetsiz.

ALÂKADAR - Alâkalı, ilgili.

AZÎZ - İzzetli, çok izzetli, mânevî kuvvet ve kudret sahibi mağlûp edilmesi mümkün olmayan ve dâima galip olan mânâsında Allah`ın bir ismi.

BANKNOT - Lira mânâsındaki para birimi.

HAK - Herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah.

HÂKEZÂ - Öylece; bunun gibi; böyle.

HÂTİME - Son. Netice.

HAYATÎ - Hayat işareti ve belirtisi olan.

İHTİYÂR - İrâde, kendi isteğiyle seçme ve hareket etme, isteme; arzu etme.

İSRAF - Boşyere harcama.

İSTİFÂDE - Yararlanma, faydalanma.

MÂLİK - Sahip olan, mülk sahibi; Allah

MÂNEN - Mânâ îtibâriyle ve mânevî olarak.

MECLİS - Toplanıp oturulan ve çeşitli meseleler hakkında konuşulan yer.

MUHAKKAK - Hakîkatı ve gerçeği belli olmuş, doğru.

MUHÂLİF - Uymayan, zıt olan, karşı duran.

MÜLK - Mal, yer, bina.

SADAKA - Allah rızâsı için fakirlere verilen para, mal gibi şeyler.

SAÎD - Memnun, mutlu.

SARF - Harcama, masraf, gider; Gramer, dilbilgisi.

SELÂM - Bütün korkulardan emîn olma; Allah`ın rızâsına erişmek için mü`minlerin birbirlerine yaptığı duâ.

SIDDÎK - Doğruluktan aslâ tâviz vermeyen. İnandıklarını harfiyen yaşayan kimse.

TASARRUF - Birşeyin sahibi olup, idâre etme, mülkünü istediği gibi kullanma.

TEMLİK - Mâlik olma, mal sahibi olma.

ZÂHİR - Görünen, açık, dış yüz.

ZÂT - Kendi, aslı.

ZÂYİ - Elden çıkan, kaybolan, zarar, ziyan, kayıp.