Barla Lâhikası - Yedinci Risale Olan Yedinci Mesele

Gösterim

küçült - kapat X
Yedinci risale olan Yedinci mesele

-1-

-2-

Şu Mesele, Yedi İşarettir.

Evvelâ, tahdis-i nimet suretinde birkaç sırr-ı inâyeti izhar eden Yedi Sebebi beyan ederiz.

Birinci Sebep: Eski Harb-i Umumîden evvel ve evâilinde, bir vakıa-i sadıkada görüyorum ki, Ararat Dağı denilen meşhur Ağrı Dağının altındayım. Birden o dağ müthiş infilâk etti. Dağlar gibi parçaları dünyanın her tarafına dağıttı. O dehşet içinde baktım ki, merhum validem yanımdadır. Dedim: "Ana, korkma. Cenâb-ı Hakkın emridir; O Rahîmdir ve Hakîmdir."

Birden, o halette iken, baktım ki, mühim bir zat bana âmirâne diyor ki: "İ’câz-ı Kur’ân’ı beyan et."

Uyandım, anladım ki, bir büyük infilâk olacak. O infilâk ve inkılâptan sonra, Kur’ân etrafındaki surlar kırılacak. Doğrudan doğruya Kur’ân kendi kendini müdafaa edecek. Ve Kur’ân’a hücum edilecek; i’câzı onun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i’câzın bir nev’ini şu zamanda izharına, haddimin fevkinde olarak, benim gibi bir adam namzet olacak. Ve namzet olduğumu anladım.

Madem i’câz-ı Kur’ân’ı bir derece beyan, Sözlerle oldu. Elbette, o i’câzın hesabına geçen ve onun reşehâtı ve berekâtı nev’inden olan hizmetimizdeki inâyâtı izhar etmek, i’câza yardımdır ve izhar etmek gerektir.

İkinci Sebep: Madem Kur’ân-ı Hakîm mürşidimizdir, üstadımızdır, imamımızdır, her bir âdabda rehberimizdir. O kendi kendini methediyor. Biz de onun dersine ittibâen, onun tefsirini methedeceğiz.

Hem madem yazılan Sözler onun bir nevi tefsiridir. Ve o risaleler ki, hakaik-i Kur’âniyenin malıdır ve hakikatleridir. Ve madem Kur’ân-ı Hakîm ekser sûrelerde, hususan elif lâm râ’larda, hâ mim’lerde kendi kendini kemâl-i haşmetle gösteriyor, kemâlâtını söylüyor, lâyık olduğu methi kendi kendine ediyor. Elbette, Sözlerde in’ikas etmiş Kur’ân-ı Hakîmin lemeât-ı i’câziyesinden ve o hizmetin makbuliyetine alâmet olan inâyât-ı Rabbâniyenin izharına mükellefiz. Çünkü o üstadımız öyle eder ve öyle ders verir.




1- rahman ve rahim olan Allahın adıyla.
2- Onlara söyle ki: Allah’ın lütfuyla ve rahmetiyle-ancak bununla ferahlansınlar. Bu, onların dünyada toplayıp durduklarından daha hayırlıdır. (Yûnus Sûresi: 10:58.)


Lügat Sözlük

ALÂMET - Belirti, işaret.

ÂMİRÂNE - Âmir edâsıyla, emredercesine.

BEYÂN - Açıklama; izah; anlatma.

DEHŞET - Ürkmek, korkmak, şaşırmak, telaşlanmak.

EKSER - Pek çok.

ELİF - Arab alfabesinin ilk harfi. Bir çizgi. ülfet eden.

EVVELÂ - İlk önce.

FEVKINDE - Üstünde, yukarısında.

HAKÎM - Herşeyi gaye ve faydalarla yaratan Allah.

HÂKİM - Hükmeden, hâkimiyet sahibi.

HUSUSAN - Bilhassa, özellikle.

İNFİLÂK - Patlama, parlama.

İTTİBÂEN - Bağlanarak, uyarak.

İZHÂR - Ortaya koymak, açığa çıkarmak, göstermek.

MERHÛM - Ölmüş, rahmete kavuşmuş.

MESELE - Düşünülüp halledilecek iş ve husus, ehemmiyetli iş; problem.

MEŞHUR - Ünlü, bilinen.

MÜDÂFAA - Savunma.

MÜHİM - Önemli, ehemmiyetli.

MÜTHİŞ - Dehşet veren, korkutan.

NAMZET - Aday.

NEVÎ - Çeşit ile alâkalı; cinse ait.

NÎMET - İyilik, ihsân, giyecek ve yiyecek gibi şeyler.

RAHÎM - Sonsuz merhamet sahibi Allah.

RAHMÂN - Sonsuz merhamet ve şefkatle bütün varlıkları rızıklandıran Allah.

RİSÂLE - Mektup, küçük kitap.

ZÂT - Kendi, aslı.