Barla Lâhikası - Yirmi Yedinci Mektup ve Zeyilleri

Gösterim

küçült - kapat X

Yirmi Yedinci Mektup ve Zeyilleri

Otuz Üçüncü Sözün Yirmi Yedinci Mektubudur ki, Mektubatü’n- Nur’un birinci muhatabı olan Hulûsi Beyin hususî mektuplarından, Risaletü’n-Nur hakkındaki takdiratını gösteren fıkralardır.
Yirmi Yedinci Mektubun ikinci kısmı olan "Zeyl"i dahi, elhak bir Hulûsi-i Sâni olan Sabri Efendinin Risaletü’n-Nur hakkındaki takdiratını gösteren hususî mektuplarındaki fıkralardır.

• • •



-1-
Eyyühe’l Üstâdü’l-Muhterem!
Kendilerini fakir ve hakir görmekte zevk alan zevât-ı âliye gibi değil, belki olduğu gibi görünmek isteyen ve "talebem, kardeşim, biraderzadem" ünvanlarıyla taltif buyurduğunuz bendeniz, hakikatte mânen düşkün bir vaziyette ve cidden duanıza muhtaç bir haldeyim. Serâpâ nur olan Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyânın hak ve hakikatini, bu asır insanlarının, bilhassa fırak-ı dâllenin gözlerine sokacak derecede, bazı Kur’ân lemeâtının zahir olmasına murad-ı İlâhî taallûk etmiş ve bu emr-i mühimme, felillâhilhamd, muhterem Üstadımız vasıta olmuştur.
İşte, hiç ender hiç olan bu talebenize de, yine lütuf ve fazl ve inâyet-i İlâhî ile bu âli memuriyetini ifâ eden aziz ve muhterem hocasına ve Hazret-i Kur’ân hesabına pek cüz’î bir hademelik yaptırılmıştır. Bundan dolayı ne kadar şükretsem azdır; fahre zerre kadar hakkım yoktur. belki şu hademelikte yapmış olmaklığım muhtemel hatîât ve kusurattan dolayı affımı niyaz ve istirham ediyorum. fena şahsiyetimi târif eylemekliğim gerçi mânâsızdır. fakat mürâsele ve mülâkatta bu babda pek çok büyük iltifatlarınızı gördüğümden mütehassıl hicap sevkiyle ufak bir tasdîde bulundum. Son iki mektubunuzda sual buyurulan hususa cevap vermekliğim ısrarla emir buyuruldu.

Bu barla Lahikası Zeyiller ile beraber Yirmiyedinci Mektub’un bir kısmını ihtiva eder. Sonradan Kastamonu ve Emirdağ Lahikalarıyla Yirmiyedinci Mektub tamamlanmıştır.

1 "Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim." Mâide Sûresi: 5:3.

Lügat Sözlük

ÂLÎ - Yüce, yüksek.

AZÎZ - İzzetli, çok izzetli, mânevî kuvvet ve kudret sahibi mağlûp edilmesi mümkün olmayan ve dâima galip olan mânâsında Allah`ın bir ismi.

BARLA - Isparta`nın bir ilçesi, Bediüzzaman Hazretlerinin 1926-1934 yılları arasında, sekiz yıl sürgün olarak kaldığı ve Risâle-i Nurların büyük bir kısmını telif ettiği yer.

BELKİ - Kesinlikle, şüphesiz.

DÂHÎ - Eşine ender raslanır hârikulade zeki.

DAHİ - Koşul bildiren eylemlerden sonra gelerek koşulun geçerli olmadığını bildirir, bile.

ELHAK - Doğru, gerçek.

EMÎR - İş, buyruk; idâreci.

ENDER - İçinde; nâdir olan, az bulunan.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

FAZL - Lütuf, bağış, ihsan, karşılıksız iyilik; bereket, bolluk.

FELİLLÂHİLHAMD - Allah`a hamdolsun, şükürler olsun.

FENÂ - Yokluk, yok olma.

HAK - Herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah.

HAKÎR - Küçük, aşağı, ehemmiyetsiz.

HATÎÂT - Hatâlar; günahlar; kötülükler; yanlışlar.

HİÇ - Yok olan, yok denecek kadar az olan; değersiz kıymetsiz.

HUSUSÎ - Özel.

ÎFÂ - Yerine getirme; yapma.

İHTİVÂ - İçine alma.

İLÂHÎ - Allah tarafından olan.

İSTİRHAM - Merhamet dileme. Rica etme.

LÜTUF - Güzellik, hoşluk, iyilik, ihsan.

MÂİDE - Ziyâfet, sofra.

MÂNEN - Mânâ îtibâriyle ve mânevî olarak.

MUHTAÇ - İhtiyaç duyan.

MUHTEMEL - İhtimal dahilinde olan.

MUHTEREM - Saygıdeğer; kıymetli ve şerefli kimse.

MÜTEHASSIL - Meydana gelen.

NİYAZ - Yalvarma, yakarma, duâ.

SÂNİ - Herşeyi sanatla yaratan Allah.

SERÂPÂ - Baştan başa, bütünüyle.

SUÂL - İsteme, sorma.

TAALLÛK - Bağlılık, münâsebet; alâkalı oluş; âit olma.

TALTİF - İltifat etmek. Gönül almak. Yumuşatmak.

TÂRİF - Bir şeyi belli noktalar ve işâretlerle inceden inceye anlatıp tanıtmak; tanım.

ZÂHİR - Görünen, açık, dış yüz.

ZERRE - Maddenin en küçük parçası, molekül. Risâle ismi.