Barla Lâhikası - Yirmi Yedinci Mektubun Üçüncü Zeyli

Gösterim

küçült - kapat X

YİRMİ YEDİNCİ MEKTUBUN ÜÇÜNCÜ ZEYLİ

(Said’in bir fıkrasıdır.)

(Nur Risalelerine çok müştak ve onların mütalâasından intibaha düşen bir doktora yazılan mektuptur. Bu üçüncü zeyle çendan münasebeti azdır; fakat kardeşlerimin fıkraları içinde bu da benim bir fıkram olsun.)

Merhaba ey kendi hastalığını teşhis edebilen bahtiyar doktor, samimî ve aziz dostum,
Senin hararetli mektubunun gösterdiği intibah-ı ruhî şâyân-ı tebriktir. Biliniz ki, mevcudat içinde en kıymettar, hayattır. Ve vazifeler içinde en kıymettar, hayata hizmettir. Ve hidemat-ı hayatiye içinde en kıymettarı, hayat-ı fâniyenin hayat-ı bâkiyeye inkılâp etmesi için sa’y etmektir. Şu hayatın bütün kıymeti ve ehemmiyeti ise, hayat-ı bâkiyeye çekirdek ve mebde ve menşe olması cihetindendir. Yoksa, hayat-ı ebediyeyi zehirleyecek ve bozacak bir tarzda şu hayat-ı fâniyeye hasr-ı nazar etmek, ânî bir şimşeği sermedî bir güneşe tercih etmek gibi bir divaneliktir.
Hakikat nazarında herkesten ziyade hasta olan, maddî ve gâfil doktorlardır. Eğer eczahane-i kudsiye-i Kur’âniyeden tiryâk-misâl imanî ilâçları alabilseler, hem kendi hastalıklarını, hem beşeriyetin yaralarını tedavi ederler, inşaallah. Senin şu intibahın senin yarana bir merhem olduğu gibi, seni dahi doktorların marazına bir ilâç yapar.
Hem bilirsin, meyus ve ümitsiz bir hastaya manevî bir tesellî, bazan bin ilâçtan daha ziyade nâfidir. Halbuki, tabiat bataklığında boğulmuş bir tabip, o biçare marîzin elîm ye’sine bir zulmet daha katar. İnşaallah bu intibahın seni öyle biçarelere medar-ı tesellî eder, nurlu bir tabip yapar. Bilirsin ki, ömür kısadır, lüzumlu işler pek çoktur. Acaba benim gibi sen dahi kafanı teftiş etsen, malûmatın içinde ne kadar lüzumsuz, faydasız, ehemmiyetsiz, odun yığınları gibi câmid şeyleri bulursun. Çünkü ben teftiş ettim, çok lüzumsuz şeyleri buldum. İşte o fennî malûmatı, o felsefî maarifi faydalı, nurlu, ruhlu yapmak çaresini aramak lâzımdır. Sen dahi Cenab-ı Haktan bir intibah iste ki, senin fikrini Hakîm-i Zülcelâlin hesabına çevirsin, tâ o odunlara bir ateş verip nurlandırsın. Lüzumsuz maarif-i fenniyen, kıymettar maarif-i İlâhiye hükmüne geçsin.

Lügat Sözlük

ÂNİ - Birden bire, zamansız.

AZÎZ - İzzetli, çok izzetli, mânevî kuvvet ve kudret sahibi mağlûp edilmesi mümkün olmayan ve dâima galip olan mânâsında Allah`ın bir ismi.

BAHTİYAR - Bahtlı, iyi tâlihli; mesut, mübârek, kutlu.

BÎÇARE - Çaresiz, zavallı.

CÂMİD - Cansız, durgun, donmuş.

ÇENDAN - Gerçi, her ne kadar; o kadar; pek o kadar.

DÂHÎ - Eşine ender raslanır hârikulade zeki.

DAHİ - Koşul bildiren eylemlerden sonra gelerek koşulun geçerli olmadığını bildirir, bile.

ELÎM - Acı veren, çok acıklı, üzüntü veren.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

FELSEFÎ - Felsefe ile ilgili, ona âit.

FENNÎ - Fenne ilgili ve fene âit. Müsbet ilme dayanan.

GÂFİL - Dikkatsiz, iyi düşünmeyen, uyanık olmayan.

HAKİKAT - Gerçek.

ÎMÂNÎ - Îmânla ilgili, îmâna dâir.

İNKILÂP - Bir halden diğer bir hâle geçme; değişme, köklü değişim.

İNŞAALLAH - Allah`ın izin ve müsâdesiyle.

İNTİBÂH - Uyanıklık, hassasiyet.

KIYMETTAR - Değerli, pahalı, kıymetli.

MADDÎ - Madde ile alâkalı.

MÂNEVÎ - Mânâya âit, maddî olmayan.

MEBDE - Başlama, başlangıç, kaynak, kök, esas.

MENŞE - Birşeyin çıktığı yer, kaynak.

MERHEM - Deriye, yaraya sürülen ilâç, pomat.

MEVCUDÂT - Yaratılmış olan, mevcut olan şeyler; varlıklar.

MÜŞTAK - Arzulu, fazla istekli, iştiyak gösteren.

NAZAR - Bakmak, bakış, göz atmak, düşünmek.

RUHÎ - Ruhla ilgili, ruhen.

SAMİMÎ - Candan, gönülden, içtenlikle.

ŞENÎ - Kötü, çok fenâ, çirkin, günahlı iş.

SERMEDÎ - Ebedî, sürekli.

TABİAT - Yaratılış, huy, karakter. Kainatta cereyan eden fiiller arasındaki bağı kuran ve düzeni sağlayan, Cenab-ı Hakk`ın yaratılış kanunları.

TEDÂVİ - İyileştirme.

TEFTİŞ - Kontrol etme.

TERCİH - Birşeyi üstün tutma; seçme.

TESELLÎ - Üzüntülü bir kimseyi söz ve öğütte ferahlandırma.

TEŞHİS - Şahıslandırma, şekil ve suret verme, seçme, ayırma, ne olduğunu anlama, tanıma; hastalığın ne olduğunu anlayıp bilme.

ZİYÂDE - Fazla, çok.

ZULMET - Karanlık.