Kastamonu Lâhikası - Daimi Hizmetinde Bulunan Risale-i Nur Şakirtleri Tarafından Edilen Bir Suale Cevaptır

Gösterim

küçült - kapat X

Onlara dedim: "Sizler cesaretle ve efelikle tanınmışsınız ve dünyaya ait ehemmiyesiz şeyler için fedakarlık gösterirsiniz. Elbette Risale-i Nur’un kudsi hizmetinde ve cihana değer uhrevî neticelerine mukabil, merdâne ve fedakarâne cesaret ve metanet gösterip sadakatinizi muhafaza edersiniz" dedim. Onlar da tam kabul ettiler.

• • •

Aziz, sıddık kardeşlerim ve hizmet-i Kur’aniyede kuvvetli arkadaşım,
Bu defa kahraman Tahir’i umumunuz namına gördüm ve onda, bir Lütfi, bir hafız Ali, bir Hüsrev ve bir said (fakat genç Said) müşahede ettim. Cenab-ı Hakka çok şükrettim. Bu defa onun kokusunu alıp, o daha gelmeden benim yanıma gelen komiser ve taharri adamları münasebetiyle, benden, talebeler tarafından sual edilen bir mesele, belki size de bir faydası var diye gönderildi.

• • •

Daimî hizmetinde bulunan Risale-i Nur şakirtleri tarafından edilen bir suale cevaptır.
Sual: Bu kadar zamandır hizmetinizde bulunuyoruz. Dünyaya, hayat-ı içtimaiyeye ve siyasete dair bir alâkanızı, merakınızı görmedik. Daima İmân ve ahiret dersinden başka bir meşgalenizi görmüyoruz. Öyle anlamışız ki, bu on sekiz senedir vaziyetiniz böyle imiş. Nedendir ki, Isparta’da hiç birşey yokken memleketi heyecana getirip sizi mahkemeye verdiler? Ve yüz arkadaşınızı, dört ay mahkeme tahkikatı neticesinde dünyayla, siyasetle alâkaya dair hiçbir şey bulamadılar. Yalnız kendilerini ve mahkemelerini ebedî mahcup edecek bir bahane buldular ve yüzden, yalnız beş on adama beş altı ay ceza verdiler.
Hem burada altı seneden ziyade karakolun nezareti ve nazarı altında oturduğun odanın pencereleriyle daima senin her vaziyetin karakolca görüldüğü halde, bundan iki üç ay evvele kadar her vakit gizli, âşikâre seni tarassut, kaç defa taharri etmeleri, dostları senden kaçırmak için tahkikatlarla sana en mühim ve karışık bir siyasetçi gibi bakmaları nedendir? Biz bundan hem müteessir, hem mütehayyiriz. Ancak iki üç aydır yanınıza serbest gelebiliyoruz. Evvel de korkarak, gizli gelebilirdik. Bu meseleyi bize izah et.
Elcevap: Ben de sizin gibi, belki sizden çok ziyade bu vaziyetten hem hayret, hem taaccüp ediyordum. Bu sualinizin izahlı cevabı, Yirmi Yedinci Lem’a olan mahkemeye karşı müdafaat lem’asıyla, On Altıncı Mektup risalesidir. Şimdilik kısaca bir iki esas beyan ediyorum.

Lügat Sözlük

ÂHİRET - Kıyâmetle birlikte kurulacak olan âlem, öte dünya, ikinci hayat.

ÂLÎ - Yüce, yüksek.

ÂŞİKÂRE - Açıktan..

AZÎZ - İzzetli, çok izzetli, mânevî kuvvet ve kudret sahibi mağlûp edilmesi mümkün olmayan ve dâima galip olan mânâsında Allah`ın bir ismi.

BAHANE - Yalandan özür.

BELKİ - Kesinlikle, şüphesiz.

BES - Yeter, yeterli.

BEYÂN - Açıklama; izah; anlatma.

CEVABÎ - Cevap olarak. Cevap mahiyetinde.

DÂİMÎ - Devamlı, sürekli.

DÂİR - Ait, ilgili.

EBEDÎ - Sonsuz, sonsuzla ilgili, bitmeyen.

FEDÂKÂRÂNE - Kıymet ve ehemmiyet verilen bir şey uğrunda herşeyi gözden çıkararak.

HÂFIZ - Kur`ân`ı ezberleyen.

HAFÎZ - Cenab-ı Hakk`ın, bütün tohum ve çekirdeklerde olduğu gibi, her mahlukun başına gelecek vaziyetleri ve başından geçenleri muhafaza etme sıfatı.

HAYRET - Şaşkınlık, şaşırmak.

HİÇ - Yok olan, yok denecek kadar az olan; değersiz kıymetsiz.

ÎMÂN - İnanmak, îtikad; Resûl-i Ekremin (a.s.m.) tebliğ ettiği inanılması gerekli esasları tasdik etmekten doğan bir nurdur.

İZAH - Açıklamak.

KUDSÎ - Mukaddes, yüce, temiz. Kusursuz ve noksansız.

MERDÂNE - Mertçesine; er kişiye yakışır sûrette.

MESELE - Düşünülüp halledilecek iş ve husus, ehemmiyetli iş; problem.

METÂNET - Kararlılık, dayanıklılık, sağlamlık.

MÜDÂFAÂT - Savunmalar.

MUHÂFAZA - Korumak.

MÜHİM - Önemli, ehemmiyetli.

MUKABİL - Karşı, karşılık olarak, bedel.

MÜŞÂHEDE - Görme, seyretme, şâhit olma.

MÜTEESSİR - Tesir altında kalmış, üzülmüş veya sevinmiş, hissiyâtına dokunmuş, üzüntülü.

NAZARÎ - Nazara ve düşünceye âit, yalnız görüş ve düşünce hâlinde bulunan ve tatbik edilmemiş halde bulunan bilgi.

SAÎD - Memnun, mutlu.

ŞENÎ - Kötü, çok fenâ, çirkin, günahlı iş.

SIDDÎK - Doğruluktan aslâ tâviz vermeyen. İnandıklarını harfiyen yaşayan kimse.

SUÂL - İsteme, sorma.

TAHARRÎ - Araştırmak.

UHREVÎ - Ahirete dâir, öteki dünyaya âit.

ZİYÂDE - Fazla, çok.