Kastamonu Lâhikası - Fatiha´nın Âhirinde İşaret Olunan Üç Yolun Beyanı

Gösterim

küçült - kapat X
Lemeat’tan
Fatihanın Ahirinde İşaret Olunan Üç Yolun beyanı
Ey birader-i püremel! Hayalini ele al, benimle beraber gel. İşte bir zemindeyiz, etrafına bakarız; kimse de görmez bizi.
Çadır direkleri hükmünde yüksek dağlar üstünde karanlıklı bir bulut tabakası atılmış, hem o dahi kaplatmış; zeminimizin yüzü,
Müncemid bir sakf olmuş. fakat altı yüzü açıkmış; o yüz güneş görürmüş. İşte bulut altındayız, sıkıyor zulmet bizi.
Sıkıntı da boğuyor; havasızlık öldürür. Şimdi bize üç yol var: Bir alem-i ziyadar, bir kerre seyrettimdi, bu zemin-i mecazi.
Evet, bir kere buraya da gelmişim, üçünde ayrı ayn gitmişim. Birinci yolu budur: ekseri burdan gider; o da devr-i alemdir, seyahata çeker bizi.
İşte biz de yoldayız, böyle yayan gideriz. Bak şu sahranın kum deryalarına, nasıl hiddet saçıyor, tehdit ediyor bizi.
Bak şu deryanın dağvari emvacına! O da bize kızıyor. İşte, elhamdülillah, öteki yüze çıktık, görürüz güneş yüzü.
Fakat, çektiğimiz zahmeti ancak da biz biliriz. Of, tekrar buraya döndük; şu zemin vahşetzar, bulut damı zulmettar. Bize lazım, revnektar eder kalbdeki gözü
Bir alem-i ziyadar. fevkalade eğer bir cesaretin var; gideriz de beraber bu yolu, pürhatarkar ikinci yolumuzu.
Tabiat-ı arzı deleriz, o tarafa geçeriz. Ya fıtri bir tünelden titreyerek gideriz. Bir vakitte bu yolda seyrettim de geçtim, binaz ve pürniyazı.
Fakat, o zaman tabiatın zemini eritecek, yırtacak bir madde var idi elimde. Üçüncü yolun, o delil-i mucizi,
Kuran onu bana vermişti. Kardeşim arkamı da bırakma, hiç de korkma. Bak ha şurada tünelvari mağaralar, tahtel-arz akıntılar beklerler ikimizi.
Bizi geçirecekler. Tabiatta şu müthiş cümudiyeler de seni hiç korkutmasın. Zira, bu abus çehresi altında, merhametli Sahibinin tebessümlü yüzü.

Lügat Sözlük

ABÛS - Asık ve ekşi yüzlü.

ÂL - Sülâle, soy, hânedan.

ARZÎ - Küreye, dünyaya âit.

AYN - Göz, çeşme.

BEYÂNÎ - Beyân edilen.Açıklanan.

BÎNÂZ - Naz etmeden, nazlanmadan.

DAĞVÂRÎ - Dağ gibi.

DÂHÎ - Eşine ender raslanır hârikulade zeki.

DAHİ - Koşul bildiren eylemlerden sonra gelerek koşulun geçerli olmadığını bildirir, bile.

EKSERÎ - Genellikle, çoğunlukla.

ELHAMDÜLİLLÂH - Her ne kadar hamd ve şükür varsa,ezelden ebede ve kimden kime olursa olsun hepsi Allah`a mahsustur.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

FEVKALÂDE - Olağanüstü.

FITRÎ - Doğuştan, yaratılıştan, fıtrata âit ve yaratılışla ilgili.

HİÇ - Yok olan, yok denecek kadar az olan; değersiz kıymetsiz.

HİDDET - Öfke, kızgınlık, gazab.

MÜNCEMİD - Katılaşmış; buz kesilmiş, donmuş.

MÜTHİŞ - Dehşet veren, korkutan.

PÜRHATARKÂR - Buz kesilmiş, donmuş.

SAKF - Hızla atmak. Süratle ahzetmek.

ŞENÎ - Kötü, çok fenâ, çirkin, günahlı iş.

TEHDİT - Hiddet etme, korkutma. Gözdağı verme.

TÜNELVÂRÎ - Tünel gibi.

VAHŞETZÂR - Vahşet yeri. Yabani, ıssız yer.

ZEMİN - Yer; yüzey, satıh.

ZİYÂDAR - Işıklı, parlak.

ZULMET - Karanlık.