Kastamonu Lâhikası - Tevhidin İki Bürhan-ı Muazzamı Ve Sûre-i İhlasın Bir Nükte-i İ´caziyesi

Gösterim

küçült - kapat X
*

Tevhidin İki Bürhan-ı Muazzamı ve
Sure-i İhlasın Bir Nükte-i İ’caziyesi

Şu kainat tamamıyla bir bürhan-ı muazzamdır. Lisan-ı gayb, şehadetle müsebbihtir, muvahhiddir. Evet, Tevhid-i Rahmanla, büyük bir sesle zakirdir ki, bütün zerrat-ı hüceyratı, bütün erkan ve azası, birer lisan-ı zakirdir; o büyük sesle beraber der ki,

O dillerde tenevvü var, o seslerde meratib var. Fakat, bir noktada toplar onun zikri, onun savtı ki,

Bu bir lisan-ı ekberdir, büyük sesle eder zikri; bütün eczası, zerratı, küçücük, sesleriyle, o bülend sesle beraber der ki:

Şu alem halka-i zikri içinde okuyor Aşrı, şu Kuran maşrık-ı nuru. Bütün ziruh eder fikri ki,

Bu Furkan-ı Celilüş-Şan, o Tevhide natık bürhan; bütün ayat sadık lisan, şuaatı barika-i iman. Beraber der ki,

Kulağı ger yapıştırsan şu Furkanın sinesine, derinden ta derine sarihan işitirsin semavi bir sada; der ki,



* rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla. Alemledn Rabbi olan Allaha hamd, Peygamberlerin Efendisi olan zata ve onun bütün al ve Ashabına salat olsun.
Ondan başka ilah yoktur (Kasas Sûresi: )

Lügat Sözlük

ÂL - Sülâle, soy, hânedan.

ALEM - Bayrak, işaret, nişan.

ÂLEM - Dünya, kâinat,evren.

ASRÎ - Asırlık, asra göre, zamane, çağdaş.

ÂYÂT - Kur`ân`daki sûrelerin âyetleri,işaretler, deliller; Allah`ın varlık ve birliğine işaret eden deliller.

BÜLEND - Yüksek.

ERKÂN - Rükünler, esaslar.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

FİKRÎ - Fikre, düşünceye ait.

GAYB - Gizli olan, görünmeyen.

GER - Eğer.

HAMD - Allah`a hamd etme; Onu övme,medhetme, şükür.

İLÂH - Herşeyin mâbudu olan Allah.

KÂİNAT - Allah`ın dışında var olan herşey, bütün varlıklar, dünya.

LİSÂN - Dil, anlatma şekli, tarzı.

MERÂTİB - Mertebeler, dereceler.

NÂTIK - Konuşan, dile getiren.

RAHÎM - Sonsuz merhamet sahibi Allah.

RAHMÂN - Sonsuz merhamet ve şefkatle bütün varlıkları rızıklandıran Allah.

SÂDIK - Doğru, bağlı.

SALÂT - Namaz.

SARÎHAN - Açıklıkla, berrak bir şekilde.

SEMÂVÎ - Cenâb-ı Hak tarafından gönderilen, gökten gelen.

ZÎRUH - Ruh sahibi, canlı.