Kastamonu Lâhikası - Sûre-i Ve´l-Asr´ın Dağ Meyvesi Namındaki Nüktesine Bir Haşiyedir

Gösterim

küçült - kapat X

fakirlere gelen acı, açlık ve kahtın sebebi dahi, orucun tatlı açlığını çekmedikleri ve zenginlere gelen hasâret ve zayiatın sebebi de, zekât yerinde ihtikâr etmeleridir. Ve Anadolu’nun bir meydan-ı harp olmamasının sebebi, kelime-i kudsiyesinin hakikatini fevkalade bir surette yüz bin insanın kalblerine tahkiki bir tarzda ders veren Risale-i Nur olduğunu, pek çok emareler ve şakirtlerinden binler ehl-i hakikat ve dikkatin kanaatleri ispat eder.
Ezcümle: Emarelerden biri, Risale-i Nur’a sıkıntı veren, veyahut hizmetinden çekilen pek çok adamların tokat yemeleri gibi, bu sene, bu memleketin etrafında umumî bir tarzda Risale-i Nur’un intişarına sıkıntı verip şimdiki bir nevi tevakkuf devresi vermek hatasıyla, şimdiki umumî sıkıntının bir sebebi olduğunu göstermesidir.
• • •
Sûre-i Ve’l-Asr’in dağ meyvesi namındaki nüktesine bir haşiyedir.
’daki ahirdeki ta’lar, ekseriyetçe vakfa rastgelmesiyle, cifirce sayılabilir. Bu noktada beraberdir (1358); bu zamanımızı gösterir Ve telâffuzca okunmadığından kalabilir. Bu noktadan şeddeler sayılmazsa ve beraber değil iki yüz küsur sene zamana kadar İmân ve amel-i salihle beraber bir taife-i azime, hasârât-ı azimeye karşı mücahedeye devam edeceğine işaret edip, Fatiha’nın ahirinde -l-bin beş yüz kırk yedi veya bin beş yüz yetmiş yedi gösterdiği zamana; hem -2- birinci cümle, bin beş yüz makamıyla ahir

1 "Kendilerine nimet ve ihsanda bulunduğun peygamberlerinin ve onlara tabi olan sâlih kullarının yolu."
Fâtiha Sûresi: 1:7.

2 "Ümmetimden bir taife Allah’ın emri gelinceye kadar [yani kıyâmetin kopmasına kadar] galibâne hak üzerinde devam edecektir." Bu hadis-i şerif hadis kaynaklarında bu lafızlarla rivayet edildiği gibi, aynı manayı ifade eden farklı lafızlarla da rivayet edilmiştir. Buhari, İ’tisam: 10; Müslim, İman: 247, İmâre: 170, 173, 174; Ebû Dâvud, Fiten: 1; Tirmizî, Fiten: 27, 51; İbn-i Mâce, Mukaddime: 1, Fiten: 9; Müsned, 5:34,269, 278, 279; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:449-450, 550.

Lügat Sözlük

ÂHİR - Son.

BES - Yeter, yeterli.

BUHÂRÎ - (H. 194-256) Buharalı. Altıyüz bin hadisten seçilen 7275 hadis ile en sahih ve muteber olan Sahih-i Buharî adlı eserin sahibi.

DÂHÎ - Eşine ender raslanır hârikulade zeki.

DAHİ - Koşul bildiren eylemlerden sonra gelerek koşulun geçerli olmadığını bildirir, bile.

EMRÎ - Cenâb-ı Hak`kın mânâ ve emir aleminden sudûr eden, vasıtasız, doğru işleyen kanunu. Beden`e ruhu takıp çıkarmak gibi.

FÂTİHA - Bir şeyin başlangıcı.

FEVKALÂDE - Olağanüstü.

GÂLİBÂNE - Galip bir tarzda. Üstün gelerek.

HADÎS - Peygamberimizin (a.s.m) sözü, emri, hâl ve hareketini anlatan söz veya yazı.

HAK - Herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah.

HAKİKAT - Gerçek.

HASÂRET - Zarar etme, ziyan, kayıp.

İFÂDE - Söz, anlatım.

İHTİKÂR - Karaborsacılık.

ÎMÂN - İnanmak, îtikad; Resûl-i Ekremin (a.s.m.) tebliğ ettiği inanılması gerekli esasları tasdik etmekten doğan bir nurdur.

İSPAT - Doğruyu delil göstererek meydana koyma.

KUSUR - Hatâ. Noksanlık, eksiklik.

MÜSLİM - Hicri 204-261, Miladi 820-875 yılları arasında yaşamıştır. Hadis âlimidir. İçinde 2775 sahih hadis bulunan ve 15 senede vücuda getirdiği Sahih-i Müslim adlı eserin sahibidir.

NEVÎ - Çeşit ile alâkalı; cinse ait.

NÎMET - İyilik, ihsân, giyecek ve yiyecek gibi şeyler.

RİVÂYET - Peygamberimizden işittiklerini veya Sahabeden duyduklarını, birisinin başkasına anlatması.

SÂLİH - Dîne uygun hayırlı fiil, iyi iş, işe yarar, uygun, elverişli, iyi; haklı olan, itikatlı, dindar, dinî emirlere uyan.

ŞERİF - Şerefli.

TÂBÎ - Uyan, itaat eden.

TAHKÎKÎ - Gerçeğin araştırılmasına âit.

TÂİFE - Kavim, kabîle, takım, hususî bir sınıf meydana getiren insanlar.

TEVAKKUF - Durma, duraklama, bağlı olmak.

UMÛMİ - Genel.

ZEKÂT - Malın belli bir miktarını her sene fakirlere dağıtmak.