Kastamonu Lâhikası - Risale-i Nur Şakirtleri Tarafından Sorulan Suale Cevaptır

Gösterim

küçült - kapat X

olarak gelmesi ve Isparta’nın, Risale-i Nur’a karşı iştiyaklarıyla, Hüsrev’in dediği gibi yağmur fevkalade bir surette imdada gelmesi gibi, pek çok emarelerle ve burada Risale-i Nur münasebetiyle vücuda gelen yüzer hadiselerin delâletiyle deriz ki: Bu Anadolu’ya aynı rahmet olan Risale-i Nur’a karşı, bu acip zamanda böyle umumî ve geniş bir taarruzla ve bazı yerlerde tatile mecbur olması, bu kaht u galâyı ve bu acip ihtikârı ve bereketsizlik ve açlığı netice verdiğine bize kanaat verdi. Şimdi yanımda, emin ve Feyzi gibi sair arkadaşlarım da aynı kanaattedirler.
Said Nursî



• • •
Risale-i Nur şakirtleri tarafından sorulan suale cevaptır.
Sual: Geçen sene sizden sormuştuk ki, elli gündür merak edip dünya cereyanlarına bakmadınız ve sormadınız, o zaman bize bir cevap verdiniz. Gerçi o cevap hakikattir ve kâfidir; fakat Risale-i Nur’un intişarı ve hizmeti ve âlem-i İslamiyetin menfaati noktasında bir derece bakmanız lazım iken, şimdi, on üç ay oluyor, aynı hal devam ediyor. Merak edip hiç sormuyorsunuz.
Elcevap: -1- ayetine en âzam bir tarzda şimdiki boğuşan insanlar mazhar olmalarından, onlara değil taraftar olmak veya merakla o cereyanları takip etmek ve onların yalan, aldatıcı propagandalarını dinlemek ve müteessirane mücadelelerini seyretmek, belki o acip zulümlere bakmak da caiz değil. Çünkü zulme rıza zulümdür; taraftar olsa, zalim olur, meyletse -2-. ayetine mazhar olur.
Evet, hak ve hakikat ve din ve adalet hesabına olmadığına ve belki inat ve asabiyet-i milliye ve menfaat-i cinsiye ve nefsin enaniyetine dayanan, dünyada emsali vuku bulmayan gaddarâne bir zulüm hesabına olduğuna kat’î bir delil şudur ki: Bin masum çoluk çocuk, ihtiyar, hasta bulunan bir yerde, bir iki düşman askeri bulunmak bahanesiyle bombalarla onları mahvetmek ve tabakat-ı beşer cereyanları içinde, burjuvaların en dehşetli müstebitleri ve sosyalistlerin ve bolşeviklerin en müfritleri olan anarşistlerle ittifak etmek ve binler, milyonlar masumların kanlarını heder etmek ve bütün insanlara zarar olan bu harbi idâme ve sulhu reddetmektir.

1 "İnsan şüphesiz ki çok zalimdir." İbrahim Sûresi: 14:34.

2 "Zulmedenlere en küçük bir meyil göstermeyin; yoksa Cehennem ateşi size de dokunur." Hûd Sûresi: 11:113.

Lügat Sözlük

ÂZAM - En büyük.

BELKİ - Kesinlikle, şüphesiz.

BEŞER - İnsan.

CÂİZ - Geçerli,kabul edilir.

DELİL - Bilinmeyeni keşfetmek veya bilinenin doğruluğunu göstermek için vasıta olarak kullanılan husus.

EMÎN - Kalbinde korku ve endişesi olmayan, korkusuz, güvenilir, güvenen, inanan.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

FEVKALÂDE - Olağanüstü.

GADDARÂNE - Zâlimcesine, hiddet ederek.

HAK - Herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah.

HAKİKAT - Gerçek.

HARBÎ - Kendisiyle harp hâlinde bulunulan.

HEDER - Boş yere, faydasız.

HİÇ - Yok olan, yok denecek kadar az olan; değersiz kıymetsiz.

İDÂME - Devam ettirmek.

İHTİYÂR - İrâde, kendi isteğiyle seçme ve hareket etme, isteme; arzu etme.

İTTİFÂK - Birleşme. Söz birliği etme.

KAHT - Kıtlık, kuraklık.

KANAAT - Aç gözlü olmayıp hırs göstermemek, kısmetine râzı olmak; inanç.

MAHVETMEK - Harab etmek. Yıkmak. Ortadan kaldırmak.

MÂSUM - Günâhı, kötülüğü olmayan, suçsuz.

MAZHAR - Nâil olma, şereflenme, kavuşma, ortaya çıkma ve görünme yeri.

MEYİL - Yönelme, eğilim, arzu.

MÜTEESSİRÂNE - Üzüntü duyarak. Hissiyâtına dokunarak.

NETİCE - Sonuç.

RAHMET - Şefkat etmek, merhamet etmek, esirgemek.

RIZA - Razı oluş. Memnunluk, hoşluk.

SAÎD - Memnun, mutlu.

SÂİR - Başkası, diğeri, birşeyden geri kalan, maadâ.

SEYRETMEK - Yürümek. Gezip görme.

SUDÛR - Çıkma, meydana gelme, sâdır olma.

TARAFTAR - Taraf olan.

Ü - ve.

UMÛMİ - Genel.

VUKÛ - Meydana gelme.

ZÂLİM - Zulmeden, haksızlık yapan.

ZULÜM - Haksızlık, eziyet.