Kastamonu Lâhikası - İşârât-ı Kur´âniye Ve Üç Keramet-i Aleviye Ve Keramet-i Gavsiye Hakkındaki Sikke-i Gaybiye Risalesine Bir Tenbih Ve İhtardır

Gösterim

küçült - kapat X

Aziz, sıddık kardeşlerim,
. sırrıyla çok tecrübelerin neticesinde, çok defa zahirî muvaffakiyetsizlik, hakkımızda birer inayet perdesi olduğuna bir emaresi, belki bir delili de, bu sene biz, her tarafta bir nevi taarruz, o taarruzdan bir nevi cüz’î tevakkuf, hem matbaaların kapıları şimdilik Risale-i Nur’a-hatta yeni hurufla dahi-kapanması hayırdır, birkaç cihette inayettir ve himayettir.
Evvelâ: Bu sene-perde altında-insanlar, eşedd-i zulümle rızık hakkında bir dehşetli ameliyat ve kader-i İlahî, hakimane bir adaletle, çoktan beri teraküm eden zekâtları ve cizyeleri almak ve hadden çok ziyade tecavüz eden hırsı ve ihtikârı tokatlamak için, umumî bir ameliyat-ı cerrahiye hengâmında, elbette yalnız, imana ve ahirete hasr-ı nazar eden ve vazife noktasından hayat-ı içtimaiyeye çok bakmayan ve ihlas-ı tammı kazanmak için hiçbir maksada âlet ve hiçbir dünyevî cereyana tabi olmayan Risale-i Nur’un parlak ve kuvvetli hizmeti, tesettür perdesi altından çıkıp âşikâr bir tarzda olsaydı, her halde birinci ameliyat-ı insaniye ona ilişecekti. Ve ikinci ameliyat-ı kaderiye rızık ve mide üzerine olması cihetiyle, ya insanların nazarlarını o hizmetten çevirecekti, mideleriyle meşgul edecekti, veyahut o hizmetin ihlasını bir derece kırıp maişet derdinin bir hissesi onda bulunacaktı.
Saniyen: Yazılmasına şimdilik lüzum yok.
Salisen: İzharına bu zamanda izin yok. Fakat, madem şakirtlerin gayret ve şevk ve himmetleri şimdiye kadar matbaalara ihtiyaç bırakmamışlar, inşaallah o kudsi hizmette devam edip, o elmas kalemlerle neşr-i envar edecekler. Madem bütün bütün mesleğimize muhalif olan yeni hurufu bir iki risale için kabul ettiğimiz halde matbaacılar çekindiler, o hayr-i azimi kaybettiler. Siz, o iki risaleyi, bizim hesabımıza, kahraman kardeşlerimizden yirmi otuz zâta tevzi ederek, yirmi otuz nüshayı eski hurufla yazdırınız. Yazan kalem sahiplerine daimi hasenat kazandıran o pek büyük hayrı siz kazanınız. Eğer yeni hurufla, el makinesiyle o iki risaleden yazılmış nüshalar varsa, bize bazı nüshalar gönderiniz.

• • •

İşârât-ı Kur’aniye ve üç keramet-i Aleviye ve keramet-i Gavsiye hakkındaki Sikke-i Gaybiye risalesine bir tenbih ve ihtardır.
Bu gayet mahrem risaleler, nasılsa, muannit bir nâmahremin eline bu risalelerden birisi geçmiş. gayet sathî ve inat nazarıyla bir iki yerine haksız bir itirazla ehemmiyetli bir hadiseye sebebiyet verdiğinden, bu mecmua, Risale-i Nur’un has talebelerine, belki ehass-ı havassa mahsus olduğu halde ve benim vefatımdan sonra intişarına müsaade olmasıyla beraber, şimdi mezkûr hâdisenin sebebiyle herkese değil, belki ehl-i insaf ve Risale-i Nur’la alâkadar ve talebelerinden bulunanlara haslardan bir kaç şakirdin tensibiyle gösterilebilir fikriyle yazdık.

"Belki sevmediğiniz şey hakkınızda hayırlıdır." bakara Sûresi: 2:216.

Lügat Sözlük

ALÂKADAR - Alâkalı, ilgili.

ÂŞİKÂR - Açık, belli, ortada.

AZÎZ - İzzetli, çok izzetli, mânevî kuvvet ve kudret sahibi mağlûp edilmesi mümkün olmayan ve dâima galip olan mânâsında Allah`ın bir ismi.

BAKARA - Dişi sığır, inek.

BELKİ - Kesinlikle, şüphesiz.

CERRAHİYE - Ameliyatla ilgili.

DÂİMÎ - Devamlı, sürekli.

DÜNYEVÎ - Dünyaya âit, dünya ile ilgili.

ELMAS - En saf karbon olan ve cam gibi şeffaf, parlak maden.

ENVÂR - Nurlar. Aydınlıklar.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

GAYET - Çok, pek çok.

HAKÎMÂNE - Her şeyi belli bir gaye ve fayda gözeterek yaparak.

HÂKÎMÂNE - Hükmedercesine.

HAS - Özel, husûsi, mahsus.

HASENÂT - Hayırlar, iyilik ve güzellikler.

İLÂHÎ - Allah tarafından olan.

İNÂYET - Yardım, lütuf.

İNŞAALLAH - Allah`ın izin ve müsâdesiyle.

İNSAF - Merhamet ve adâlet dâiresinde hareket, hakîkatı kabûl ve itiraf.

KUDSÎ - Mukaddes, yüce, temiz. Kusursuz ve noksansız.

MAHREM - Gizli. Nikâh düşmeyen, evlenilmesi haram olan yakın akrabâ.

MAHSUS - Ayrılmış, tâyin edilmiş yalnız birine âit olan, hususîleşmiş.

MAHŞÛŞ - İçine girilmiş, buğzedilmiş, karalanmış.

MAÎŞET - Yaşayış, yaşamak için lüzumlu bulunan maddeler.

MECMUA - Toplanıp biriktirilmiş, düzenlenmiş şeylerin hepsi.

MEZKÛR - Sözü edilen, zikredilen, bahsedilen.

MUHÂLİF - Uymayan, zıt olan, karşı duran.

MÜSAADE - İzin.

NAZAR - Bakmak, bakış, göz atmak, düşünmek.

NEVÎ - Çeşit ile alâkalı; cinse ait.

RİSÂLE - Mektup, küçük kitap.

RIZIK - Allah`ın herkese lütûf ve ihsan ettiği nîmetler, yiyecekler.

SATHÎ - Derinliğine dalmadan, görünüşe göre, üst kısım, satıhta.

SEBEBİYET - Sebep olma, sebeplik.

SEVK - Önüne katıp sürme.

ŞEVK - Çok şiddetli arzu, neş`e. Moral.

SIDDÎK - Doğruluktan aslâ tâviz vermeyen. İnandıklarını harfiyen yaşayan kimse.

TAARRUZ - Sataşmak, ilişmek, saldırmak.

TÂBÎ - Uyan, itaat eden.

TECÂVÜZ - Haddini aşma; söz veya hareketle ileri gitme, saldırma.

TENBİH - İkaz. Nasihat.

TERÂKÜM - Birikme, yığılma.

TESETTÜR - Örtünme.

TEVAKKUF - Durma, duraklama, bağlı olmak.

TEVZÎ - Dağıtma, paylara ayırma.

UMÛMİ - Genel.

ZÂHİRÎ - Görünüşte, dıştan, maddî yüze ait.

ZİYÂDE - Fazla, çok.