Kastamonu Lâhikası - Tahlil

Gösterim

küçült - kapat X
Tahlil
: iki sekiz yüz; iki dört yüz, iki bir bir bir yüz; tenvin vakıf olmadığından ’dur, elli; bir bir bir medde dokuz, mecmuu bin üç yüz elli dokuz. : sekiz yüz, seksen, dört yüz, iki yirmi, iki altmış, tenvin-vakfa rastgelmiş-sayılmaz; yekûnu bin üç yüz altmış. iki bir sekiz yüz; iki , iki iki yüz; iki bir yüz; bir bir yüz altmış; dört üç bir bir yirmi dokuz; yerine gelen ’daki iki bir dokuz; bir elli; bir on, bir bir. Bu yekûn bin üç yüz elli dokuz, eğer okunmayan sayılmazsa bin üç yüz elli sekiz eder. Hem Arabî, hem Rumî tarihiyle bu semavi tokatların ayrı ayrı çeşitlerinin zamanlarına tevafukla parmak basıyor.
Haşiye umum kardeşlerime birer birer selam ve dualar eylerim.
Kardeşiniz
Said Nursî
• • •
Aziz, sıddık, mübarek kardeşlerim,
Sabri’nin tabiriyle, Risale-i Nur’un Zülfikar’ı olan Hizbü’l-Ekber-i Nurî, elhak, memulümüzün fevkinde gayet parlak ve güzel ve dikkatli ve sıhhatli ve yanlışları pek az bir tarzda Cenab-ı Hakkın inayetiyle vücuda gelmiş. hafız Ali, Tahirî, hafız Mustafa bu vazifede elhak tam çalışmışlar. Risale-i Nur’un eline bir elmas kılıç verdiler.

Haşiye
Evet, bu tokattan, pürşer beşer şirkten şükre girmezse ve Kur’an’a tarziye vermezse, melâike elleriyle de ahcâr-ı semaviye başlarına yağacağını bu sûre bir mâna-yı işari ile tehdit ediyor.

Lügat Sözlük

ÂLÎ - Yüce, yüksek.

ARABÎ - Arapça,arab`a ait arapla ilgili.

AZÎZ - İzzetli, çok izzetli, mânevî kuvvet ve kudret sahibi mağlûp edilmesi mümkün olmayan ve dâima galip olan mânâsında Allah`ın bir ismi.

BEŞER - İnsan.

ELHAK - Doğru, gerçek.

ELMAS - En saf karbon olan ve cam gibi şeffaf, parlak maden.

FEVKINDE - Üstünde, yukarısında.

GAYET - Çok, pek çok.

HÂFIZ - Kur`ân`ı ezberleyen.

HAFÎZ - Cenab-ı Hakk`ın, bütün tohum ve çekirdeklerde olduğu gibi, her mahlukun başına gelecek vaziyetleri ve başından geçenleri muhafaza etme sıfatı.

HÂŞİYE - Dipnot.

İŞÂRÎ - Bir ifâdenin birşey hakkında açıkça değil, işâret tarzındaki mânâsı.

MEDDE - Uzatma işâreti. Elifin, hemzenin uzun okunacağını gösteren işâret.

MELÂİKE - Melekler.

MÜBÂREK - Bereketlenmiş, uğurlu, hayırlı.

PÜRŞER - Çok şerli, fenalıklara müsait.

RÛMÎ - Rûmî tarih ve sene. Rûmî Takvim.

SAÎD - Memnun, mutlu.

SELÂM - Bütün korkulardan emîn olma; Allah`ın rızâsına erişmek için mü`minlerin birbirlerine yaptığı duâ.

SEMÂVÎ - Cenâb-ı Hak tarafından gönderilen, gökten gelen.

SIDDÎK - Doğruluktan aslâ tâviz vermeyen. İnandıklarını harfiyen yaşayan kimse.

SÛRE - Kur`ân-ı Kerîm`in 114 bölümünden her biri.

TAHLİL - Müşkül bir meseleyi halletme; değerlendirme; ayırma, ayrılma.

TARZİYE - Özür dileme.

TEHDİT - Hiddet etme, korkutma. Gözdağı verme.

TENVİN - Arapça bir kelimenin sonuna #en, in, ün# gelme hâli.

UMUM - Hep, bütün, cümle, herkes.

VÂKIF - Bilen. Bir işten iyi haberi olan.

YEKÛN - Toplam.