Kastamonu Lâhikası - Dört-Beş Kardeşlerime Ait Birer Kısacık Konuşacağım

Gösterim

küçült - kapat X

Hafız Ali’nin buradaki kardeşlerine çok yüksek, çok tesirli yazdığı mektuba karşı başta Feyzi, emin olarak umum namına Feyzi diyor ki: "Biz bu memleket talebeleri, Isparta kahramanlarının küçük kardeşleri, belki onların talebeleriyiz. Dersi, hizmeti ve ciddiyeti onlardan alıyoruz. Herbirisi, bizim için birer üstaddır. Onların elinden öper, arz-ı hürmet ederiz. Cenab-ı Hak, o kahramanlardan ebeden razı olsun, âmin" diyorlar.
Risale-i Nur’un iskele nâzırı Sabri’nin birinci talebesi ve Risale-i Nur’un ehemmiyetli küçük bir talebesinin küçücük mektubundaki güzel yazı bizi mesrur etti. Cenab-ı Hak, onu ve onun gibi Risale-i Nur’a çalışan masumlara tevfik ve selamet ve saadet ihsan eylesin. Amin.
Hafız Mustafa’nın bizce pek çok ehemmiyetli olan mektubu, çoktan beri beklediğim bir hakikati gösterdi ki, Risale-i Nur dairesindeki şakirtler, istişare suretinde, tab etmek gibi çok ehemmiyetli işleri görmeye başlamalarıdır.
• • •

Aziz, sıddık, sadık, halis ve muhlis kardeşlerim,
Dört beş kardeşlerime ait birer kısacık konuşacağım.
Birincisi: Medrese-i Nuriyenin mürşidi, müessisi ve müdebbiri Hacı hafız kardeşimizin bu defa üçüncü olarak bir teberrükünü gördük. Tâ Barla’da iken tatlı lokmaların kerametli, acip bereketi ve Isparta’da İktisat Risalesini tatlılaştıran iki buçuk okka balın harika bir hadiseye sebebiyet vermesi,
Haşiye bu üçüncü defa da, pek mübarek ve masum hatırlarını ve iltifatlarını temsil eden ve parçalanmayan bir hediyeyi göndermiş. Altmış senelik bir kaide-i hayatiyemi o bin hatırın hatırı için o kaidemin hatırını kırdım.
İkincisi: Âtıf Hasan’ın hakikaten fevkalade yazdığı tevafuklu Mucizat-ı Kur’aniyeyi o gittikten sonra temâşâ ettim. Elimden gelseydi, herbir yaprağına mukabil bir lira verecektim. İnşaallah o nüshayla binler adam istifade edip, onun hayat-ı bakiyesine bir çeşme hükmünde varidat verecek. Hüsrev’in ve kahraman Tahirî’nin bir üçüncüsü oluyor.
Üçüncüsü: Risale-i Nur’un eski ve ehemmiyetli ve çalışkan bir şakirdi olan Kâtip Osman’ın sadık ve hikmetli rüyası ve mutabık tabiri onları müferrah ettiği gibi, bizleri de mesrur eyledi. Ve o mektubuyla merak ettiğim şeyleri ve Hüsrev ve Rüşdü, hafız Ali, Zühdü, Bedevî Nuri ve Nur fabrikası sahibi, Tahir’ler, mübarekler heyeti, medrese-i Nuriye ve ümmî ihtiyarlar ve masum çocuklar, umumlarının selamlarını yazıyor. Biz de onlara birer birer selam ediyoruz, muvaffakiyetlerine ve selametlerine dua ediyoruz.

Haşiye
Şimdi ben tahmin ediyorum, o bal da onun imiş. fakat tam tahattur edemiyorum.

Lügat Sözlük

ÂLÎ - Yüce, yüksek.

AZÎZ - İzzetli, çok izzetli, mânevî kuvvet ve kudret sahibi mağlûp edilmesi mümkün olmayan ve dâima galip olan mânâsında Allah`ın bir ismi.

BEDEVÎ - Göçebe hayatı yaşayan.

BELKİ - Kesinlikle, şüphesiz.

BES - Yeter, yeterli.

EMÎN - Kalbinde korku ve endişesi olmayan, korkusuz, güvenilir, güvenen, inanan.

FÂKAT - Yoksulluk, fakirlik.

FEVKALÂDE - Olağanüstü.

HÂFIZ - Kur`ân`ı ezberleyen.

HAFÎZ - Cenab-ı Hakk`ın, bütün tohum ve çekirdeklerde olduğu gibi, her mahlukun başına gelecek vaziyetleri ve başından geçenleri muhafaza etme sıfatı.

HAK - Herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah.

HÂLİS - Hilesiz, katıksız, saf, duru; her işi sırf Allah rızâsı için olan.

HÂRİKA - Hayret uyandıran, büyük ve görülmedik eser, görülmedik derecede kıymetli.

HÂŞİYE - Dipnot.

HÜRMET - Saygı.

İHSAN - İyilik etmek, bağışta bulunmak.

İKTİSAT - Tutum, biriktirme. Lüzumundan fazla veya noksan sarfiyattan kaçınma.

İNŞAALLAH - Allah`ın izin ve müsâdesiyle.

İSTİFÂDE - Yararlanma, faydalanma.

İSTİŞÂRE - Danışma, meşveret etme.

KÂTİP - Yazan, yazıcı.

MÂSUM - Günâhı, kötülüğü olmayan, suçsuz.

MESRUR - Sevinçli, sürurlu.

MÜBÂREK - Bereketlenmiş, uğurlu, hayırlı.

MÜFERRAH - Ferahlamak. Üzüntü ve sıkıntıdan kurtulma.

MUHLİS - İhlâslı, samimî, sırf Allah rızasını gözeten.

MUKABİL - Karşı, karşılık olarak, bedel.

MUTÂBIK - Uygun, muvâfık.

OKKA - Eski ağırlık birimi olup yaklaşık 1200 gr`a karşılık gelir.

SAADET - Mutluluk.

SÂDIK - Doğru, bağlı.

SEBEBİYET - Sebep olma, sebeplik.

SELÂM - Bütün korkulardan emîn olma; Allah`ın rızâsına erişmek için mü`minlerin birbirlerine yaptığı duâ.

SELÂMET - Tehlikeden, korkulardan ve kötülüklerden kurtulma; (edebiyatta) doğruluk, sağlamlık.

SIDDÎK - Doğruluktan aslâ tâviz vermeyen. İnandıklarını harfiyen yaşayan kimse.

TÂB - Basma, baskı.

TAHATTUR - Akla gelmek, hatırlamak.

TEMÂŞÂ - Hoşlanarak bakmak, seyretmek, ibretle bakmak.

TEMSİL - Örnek, birşeyin aynısını veya mislini yapma, benzetme.

TEVFÎK - Allah`ın yardımı, başarılı kılması.

ÜMMÎ - Okuma yazma bilmeyen veya tahsil görmemiş.

UMUM - Hep, bütün, cümle, herkes.

VÂRİDÂT - Gelirler.